top of page

Joyland - Özgürlüğün Bedeli Olan Yer.

Joyland'in içeriğini görüp Pakistan yapımı olduğunu öğrendikten sonra "bu filme nasıl izin vermişler" demekten kendinizi alamıyorsunuz. Film, bittikten sonra yayınlama aşamasında kendi ülkesinde “son derece sakıncalı materyal” içerdiği gerekçesiyle yasaklanmış; kamuoyundaki tartışmalar neticesinde, son haliyle kendi ülkesinde Oscar'a aday olacak şekilde "aklanmıştır".

Festivalde en iyi LGBTİQ+ filmlerine verilen Queer Palm ödülünün kazanılmasında, muhafazakâr bir ülke olan Pakistan'ın bu temada temsil edilmesinin büyük önem taşıdığına inanıyorum. Sadece LGBTİQ+ teması değil, aynı zamanda dünyanın bu bölgesinde anlatılan hikayeler de batılı izleyiciler için ilave bir ilgi unsuru oluşturacaktır ve kesinlikle ödül verilmeye değer görülecektir.

Pakistan'da oturma düzeninin "harem, selamlık" olduğunu gördüğümüz bu sahnede, teyzenin tekinin Bibi'nin gerçekte onu "erkek" olarak görmesi (ses tonunu duymadan) ve bu yüzden Bibi'nin yerini değiştirmesi gerektiğinde ısrarcı oluşu biraz zorlama olmuş bir sahne bana göre.

Otoriter ve öfkeli bir baba olan aile reisi (Salmaan Peerzada), tekerlekli sandalyeye bağlı olmasına rağmen çocukları ve torunları tarafından hala korkulan bir figürdür. Ancak, onun muhafaza etmeye çalıştığı dünya, artık geleneksel rollerden sapmıştır. Makyajcı olan gelin Mümtaz (Rasti Farooq), evin geçimini sağlarken, çocuklara bakmaktan kocası Haider (Ali Junejo) sorumludur. Bu durum, Haider'in babası için kabul edilemezdir ve ev içindeki her toplantıda rahatsızlığını dile getirir. Evdeki yaşam sürekli "toplantı" gibidir, çünkü yoksulluk insanların geniş aileler halinde yaşamasını zorunlu kılar.


Mümtaz, çalıştığı yerden oldukça memnundur ve iş yerindeki bir krizi nasıl çözdüğünü sevinçle anlatır. Ancak "evin erkeği" çalışmaya başlayınca, Mümtaz'ın çalışmasına ihtiyaç kalmadığına karar verilir. Özgürleştiği ve kendine bir amaç bulduğu dar dünyasından koparılan Mümtaz'ın üzüntüsüne önem verilmez. Kadının çalışması, bir hobi gibi görülür ve gerektiğinde bırakılacak basit bir uğraş olarak değerlendirilir.


Haider, başlangıçta, yeni kariyerinin trans dans topluluğunda bir figüran dansçı oluşunu ailesinden gizler. Bu iş, Haider'e yaşamak için büyük bir motivasyon sunarken, gizli "farklı" cinsel yönelimi ise, trans şarkıcı Bibi ile başlayan iş arkadaşlığı dışındaki ruhsal ve duygusal ilişki sayesinde ortaya çıkar. Bibi ile yeniden doğar gibi olur. Hayatın tüm heyecanları, Bibi'nin hayatına girdikten sonra su yüzüne çıkar. Aniden yaşamına giren bu sevinç, haz ve heyecan içinde, karısını aldatmanın vereceği vicdan azabını ya da toplumun bu tür bir ilişkiye ne diyeceğini hiç düşünmez. Hayatını olduğu gibi yaşamaya başlar. Uzun süreli yaşamında ilk kez kendine ait bir şeyler olduğuna inanır ve bu inandığı hayata sıkıca sarılır; karşılığında, evdeki karısına iyi davranmak dışında verecek başka bir şeyi kalmaz.


Heider'in, karısını bir trans ile aldatmasının, Mümtaz karakteri için yıkıcı bir durum olması beklenirken; Mümtaz'ın da tatmin edilemeyen arzuları içinde Heider'in olumlu veya olumsuz bir etkisi olmadığını görüyoruz. Heider ona tam olarak "erkek" gibi gelmediği için aldatılması veya ilgisizlik görmesi Mümtaz'ın umrunda değil. Sanal seks yapan bir komşusunu dürbünle izleyerek kendini tatmin etmeye başlaması, ya da kadın kadına gittikleri lunaparkta bir adamın kasıtlı olarak Mümtaz'a çarpması sonucu, Mümtaz'ın rahatsız olmaması ve aksine çarptığı adama arzuyla bakması, Mümtaz'ın da Heider gibi arzularını özgürce yaşamaya istekli olduğunu gösteriyor. Ancak dürbünle komşusunu izlerken eniştesine yakalanması ve hamile olduğunu öğrenmesi, Mümtaz'ın sınırlı hayatının iyice üzerine gelmesine ve nihayetinde intihar etmesine yol açar.


Filmdeki karakterlerin seçimleri ve eylemleri, izleyiciye mutlak iyi ya da kötü yargılar oluşturmayı gerektirecek ya da izleyicinin karakterleri dost veya düşman olarak belirlemesine yol açacak şekilde yazılmamıştır. Senaristler, içinde bulunduğu durumlar göz önünde bulundurulduğunda, karakterlerin birbirini aldatmasını, düşünme ve eylem tarzlarını izleyiciye empati kurabilecek hassasiyet ve doğallıkla anlatmıştır. Heider karakteri, ne tamamen karalanarak ne de aklanarak, karmaşık bir karakter olarak yazılmış ve başarılı bir oyunculukla bu karaktere hayat verilmiştir.


Bununla birlikte, gelecek vaat eden görüntü yönetmeni Joe Saade’ın özellikle takdir edilmesi gerekir. Kamera ve çekim tekniklerindeki gelişim ve çeşitlilik yüzünden sinematografiyi ve sinema dilini göz ardı etmeye başladık. Çekim ve çekim sonrası (post-produciton) kusursuz bir standarda sahip olduğundan, bir filmin görüntü açısından estetik değeri tartışılmıyor artık. Yeni görüntü yönetmenlerinin isimlerini bilmiyoruz. Saade’in çekim sahasını oluşturan iç ve dış mekanlar, büyük sahne tasarımına gerek kalmadan, ustaca kamera kullanımıyla estetik bir şekilde yansıtılmıştır.


Joyland, bir doğumla, bir umut ve olasılık duygusuyla başlar; ama insanı, muazzam bir kayıp duygusuyla baş başa bırakır. Filmin başlığında belirttiğim gibi Joyland, her karakterin özgürlük duygusunu yaşaması için bedeller ödediği bir yerdir. Son zamanların sinematografik olarak ve özgün konusu itibariyle önemli filmlerinden biri. 42. İstanbul Film Festivali kapsamında mutlaka izlemenizi öneririm.

264 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page