top of page

L'evenement/Kürtaj

Güncelleme tarihi: 27 Eyl 2022

Audrey Diwan yönetmenliğinde, adını aldığı malum sahneleri nedeniyle izleyicilerin baygınlık geçirerek sinema salonunu terki diyar eylediği spekülasyonlarıyla gündem olmuş film.


AUDREY DIWAN GÖKÇE SERİM

Üniversite hocası olmak günümüz şartlarında bile zorken, o dönemde bir kadının böyle bir şans elde etmesi neredeyse imkânsız. Zar zor geçinen bir aileden gelen, ancak çalışkan ve başarılı Anne’in şartlarında ise adeta başına tek bir kereliğine konacak bir talih kuşu. Bu talih kuşunun yoluna taş koyacak olan ise kaderin tatsız cilvesi gereği, masum bir bebek.


L'evenement/Kürtaj

Tekrar eden duş sahneleri, Anne’in bir nevi kendini arındırma çabasıydı. Eh bir de özensiz çıplaklığa eşlik eden bir miktar kıl, Fransız filmi olmanın şanındandır tabii.



Yurt banyolarında kızlar, birlikte ve açık şekilde duş alıyorlar. Yani karşı cinse yasak olan kadın bedeni, söz konusu, diğer kadınlar olduğunda haddinden fazla, hatta kişinin özel olduğunu kabul etmesine müsaade etmeyecek derece açık.


Çılgın bakire rolündeki sarışın kızımızın, arkadaşlarına seks hikayesi anlatma ayağına yastıkla halvet olma sahnesi bir miktar saçmaydı. O yaşlardaki genç kızların, fazlaca bu tip şeyler konuştuğu doğru; ama kimse, arkadaşlarının yanında kolay kolay mastürbatif davranışlar sergileyemez. Bu nedenle eğreti bir sahneydi.



Bir benzerini Nymphomaniac’ta izlediğimiz şişle kendi kendine kürtaj yapma çabası, ne yazık ki o konumdaki bir kız için asap bozucu olduğu kadar doğal; hatta mecburi bir çaba. Bu nedenle bu sahneye yer verilmese film eksik kalırdı.



Fikrimce film, Anne’in ikinci kürtajından sonra fenalaşıp hastaneye kaldırılması ve doktorun, dosyasına düşük yazılacağını söylediğini duyması üzerine geçirdiği fenalığın arasında, derin bir oh çektiği anda bitmişti. Devamında izlediğimiz kısacık sahneyle yönetmen, Anne ile birlikte kanırtıp durduğu izleyiciye kıyamayıp gönlünü almak istemiş olmalı.




Çağımızın muasır medeniyetler seviyesinde cenin, kadın vücudunun bir parçası olarak kabul edilir ve kimse, istemediği bir bebeği, içinde büyütmeye zorlanamaz; elbette kabul edilebilir bir vakte kadar. Bunun etik yönünü filmin şu repliğinde duyuyoruz: “Bir gün çocuğum olsun isterim ama hayatım pahasına değil. Ama şimdi olsa onu suçlayabilirim. Hatta onu sevebilir miyim, bilemiyorum.



Bugün Türk hukukunda bekâr kadın kendi başına, evli kadın, kocasının onayıyla on haftaya kadar kürtaj yaptırabilmekte olup; 2020 yılında yapılan çiçeği burnunda bir saha araştırması, Türkiye’de yalnızca on tane devlet hastanesinde bu temel hak ve özgürlüğün kullanılabildiğini göstermektedir. https://gender.khas.edu.tr/tr/yasal-ancak-ulasilabilir-degil-turkiyedeki-kamu-hastanelerinde-kurtaj-hizmetleri

Dolayısıyla, benim bedenim benim kararım twitleri atarak oturduğumuz fil dişinden kulelerimizde bazı sahnelerini izlemeye tahammül edemediğimiz bu filmin Türkiye’de hala yaşandığını söylemek malesef zor değil.

395 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page