top of page

La Planète Sauvage: İnsan Irkına Bir de Bu Gezegenden Bakın

‘’İma etmek, göstermekten üstündür. Günümüzde filmler giderek daha fazlasını gösteriyor. Bu paranoid diktatör sinemasıdır. İhtiyacımız olansa şizofrenik sinema.’’ René Laloux

Fotoğraflanamaz olanı fotoğrafik biçimde sunmak, bilimkurgu ve fantezi sineması için her zaman temel zorluklardan biri ve aynı zamanda zevklerinden biri olmuştur. René Laloux’un 1973 yapımı ilk uzun metrajlı filmi ‘’La Planète Sauvage’’ (Fantastic Planet/ Fantastik Gezegen), Stefan Wul mahlasıyla yazan bilimkurgu yazarı Pierre Pairault’un ‘’Oms en Sèrie’’ adlı romanından ilham alınarak yaratılmıştır. 70’lerin ilk animasyonlarından olan ve ismi tüm zamanların en iyi animasyonları arasında geçen (benim içinse en iyisi) La Planète Sauvage, bizi Ygam gezegeninde akıllardan silinmeyecek bir yolculuğa çıkarıyor. Renè Laloux tarafından yönetilen ve Roland Topor tarafından tasarlanan film, sürrealist bir tablonun içine girmişçesine büyülü atmosferiyle sizi alıp götürürken bu yolculuğa bir de Alain Goraguer’in eşsiz müzikleri de eklenince gerçek anlamda şahane bir görsel ve işitsel deneyim yaşıyorsunuz. (Alain Goraguer’in muhteşem saykodelik eserlerini mutlak surette dinlemenizi tavsiye ederim)


Bu görkemli eserin derinlerine inmeden önce temellerinden başlayalım; yönetmen Rène Laloux filmin çekimlerine 1968 yılında Prag’da başlamış ancak aynı yılların sonlarına doğru Rusya Çekoslovakya’yı işgal ettiği için filmin tamamlanması, Fransa’dan alınan maddi destekle birlikte ancak 1972 yılını bulmuştur ve 1973 yılında da Cannes Film Festivali’nde Özel Jüri Ödülü’ne layık görülmüştür. La Planète Sauvage için bir çeşit alegori de diyebiliriz çünkü film boyunca elbette Rus işgalinin ve dönemin karanlık havasının etkileri görülüyor. Film aynı zamanda ırkçılığa, kölelik sistemine, tür ayrımcılığına, faşist yönetim biçimlerine ve tek tipçiliğe de eleştiriler getiriyor.

Film Traag isminde mavi renkli ve alışılagelmedik anatomik özelliklere sahip dev ırkı ve Fransızca homme yani insan sözcüğünden uyarlanan Om ırkı arasındaki olaylar etrafında şekillenmektedir. Om ırkı bu devlerin tam aksi biyolojik özelliklere sahip ve neredeyse görülmeyecek kadar küçük şekilde tasvir edilmişlerdir. Traag’lar kendileri tarafından hükmettikleri Ygam gezegenine getirdikleri Omlara adeta birer evcil hayvan muamelesi yapmakta, onları aşağılamakta ve çoğalmaya başladıklarında ise onları öldürmektedirler. Omları kendileri için köle olarak gören, onları birer eğlence aracı yapan Traaglar, zaman zaman hayvan dövüştürür gibi insanları birbirleriyle dövüştürüp bunu bir şov ve eğlence malzemesi haline getirip bundan keyif almaktadırlar. Kendilerini üstün ırk olarak gören Traaglar, Omlara göre daha uzun süre yaşayabilen, bazı özel güçleri olan, daha yüksek teknolojiye ve gelişmişliğe sahip, kuvvetli ve zeki canlılardır.

Başlangıç sahnesinde, çocuğuyla birlikte mavi ve gizemli dev bir elden çaresizce kaçmaya çalışan kadın bir Om’u ve kucağında ise bebeğini görüyoruz. Bu kovalamaca sahnesi sırasında, yabancı bir gezegenin açık sahne gösterisini izliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Dişi Om’un kovalamacayı kaybetmesiyle beraber dev elin kendisini yakaladığını ancak sonra yere düştüğünü ve bu düşüşle kendisinin öldüğünü bebeğinin ise hayatta kaldığını görüyoruz. O esnada açının değişmesiyle beraber dev mavi elin Om ile bir böcek gibi oynayan bir Traag çocuğa ait olduğunu görüyoruz. Bu sayede, artık yetim kalan bebek Om’u ev hayvanı olarak almaya karar veren ve ona Terr adını veren genç Traag Tiwa ile tanışıyoruz. Bu etkileşim sayesinde aslında filmin tamamının izleyicinin algısını tersine çevirmeye çalıştığını ve insanlığın konumunun ne kadar kırılgan olabileceğini göstermeye çalıştığını görüyoruz.

Filmin devamında, Terr’in bir evcil hayvan olarak büyüdüğü hayatını takip ediyoruz ve Terr’in gözünden Traag Uygarlığında yolculuğa çıkıyoruz. Traagların meditasyonu bir hayatta kalma aracı olarak kullandığını, ruhlarının bedenlerinden bağımsız olarak devam etmesini sağlamak için meditasyon yoluyla uzayda seyahat ettiklerini öğreniyoruz. Traag liderlerinin, hükümette tam şeffaflığı teşvik etmek için tüm Traag topluluğuna yayınlanan konuşmalar yaptıklarını, belki de en önemlisi Traagların çocuklarının bilgileri kalıcı olarak kafalarına kazıyan özel bir kulaklıkla eğitim aldıklarını öğreniyoruz.

Bu bilgi başta önemli gibi gelmese de Terr, Tiwa’nın eğitimini ozmos yoluyla almaya başladıkça, gün geçtikçe daha akıllı ve daha özerk hale geldikçe çok geçmeden kaçma girişimlerine başlar ve Terr’in Tiwa’nın mülkiyetinden çıkmasına ve kulaklıkla vahşi doğaya kaçmasına izin veren bu eğitimdir. Orada vahşi bir Om kabilesi ile tanışır ve kulaklığı kullanarak onları Traag uygarlığı hakkında eğitmeye başlar. Kabile lideri Om, bu fikri güvensiz bulduğu için kabilesini Traag Uygarlığı hakkında eğitme fikrine karşı çıkarak Terr’i Omlarla ölümüne savaştırır. Terr’in kazanmasıyla birlikte Omlar eğitime başlar…

Edindikleri yeni bilgiler sayesinde Omlar, Traagların onları yok etmeyi planladıklarını öğrenirler ve hızlıca hazırlanmaya başlayarak yaklaşan kıyameti beklerler. Çok sayıda Om bu saldırıda öldükten sonra Terr kurtulmayı başarır ve diğer hayatta kalanlarla beraber ter edilmiş bir Traag yapısına sığınırlar. Burada roket yaparlar ve Om yaşamını sürdürüp sürdürmeyeceğini öğrenmek için Traagların meditatif seyahatlerinde kullandıkları La Planète Sauvage (Fantastik Gezegen)’e doğru bir rota çizerler. Buraya vardıklarında Traagların ruhları tarafından ele geçirilen ve birlikte dans eden dev başsız figürlerden oluşan Traagların ritüellerinin diğer ucuna tanık olurlar. Omlar bu figürleri yok etmek için ateş gücünü kullanırlar ve bunun üzerine Traaglar panikleyerek mağlubiyeti kabullenip Omlarla barış imzalamak isterler ve film, birlikte yaşamanın, hayatta kalmanın tek yolu olduğunu iddia eden bir kulaklık bilgilendirme anonsuyla sona erer.

Bana kalırsa insan tahribatının benzersiz analizini sunan bu film, insanların kendilerini evrenin merkezinde görmelerinin eşitsizliğe ve kültürel uyumsuzluğa neden olduğunu ortaya koyuyor. İltihaplı şekilde bırakıldığında, bu eşitsizlik insanların belirli demografik özelliklerine karşı köklü bir nefrete dönüşüyor ve bu da marjinalleştirilmiş demografiye karşı işlenen, tarihimize damgasını vuranlar gibi (!), ağza alınmayacak eylemlere yol açıyor.


Film aynı zamanda biraz şaşırtıcı sonuyla etik açıdan başka bir olayı da yansıtıyor; Traagların nihayet Omların özerkliğini kabul etme ve kendi topraklarını ve haklarını sağlama kararı, köle ticareti sırasında ABD’de serbest bırakılan siyahi bireylerin artmasını izleyen Afrika’ya Dönüş Hareketi’ni. (Afrika’ya Dönüş Hareketi, özgürleştirilmiş siyahileri Afrika’ya geri dönmeye ikna etmeyi amaçlayan ancak başarısız olan harekettir)

Fantastik Gezegen bize, hemcinslerimizle farklılıklarımızı uzlaştırmak istiyorsak, önce gezegenimizde bizimle birlikte yaşayan diğer canlılarla farklılıklarımızı uzlaştırarak bunu sağlayabileceğimizi söyler. Bu film, çevremizin veya birbirimizin yok edilmesine bağlı olmadan daha iyi bir toplumun nasıl yeniden inşa edileceğini gösteren bir haritadır. Bize, kendi Gezegen Sauvage’imizi nasıl yaratacağımızı öğreten bir kılavuzdur. Ve hiç vakit kaybetmeden izlemeniz gereken eşsiz bir filmdir…


228 görüntüleme1 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

1 Comment

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
Guest
Sep 03, 2023

"İma etmek, göstermekten üstündür. Günümüzde filmler giderek daha fazlasını gösteriyor. Bu paranoid diktatör sinemasıdır. İhtiyacımız olansa şizofrenik sinema." Yönetmen bu sözü nerede kullanmış? kaynak göstermemişsiniz, bilgi alabilir miyim? Sizden başka yalnızca ekşi sözlükte gördüm.

Like
bottom of page