top of page

Oslo Üçlemesi: Oslo, August 31st

Joachim Trier’in Oslo üçlemesinin 2011 tarihli ikinci filmi, çaresizliğin filmi. Anders Danielsen Lie’yi bu defa bir başka karakterin hüznü içerisinde buluyoruz. Sanki yıllar geçmiş, Reprise’ın Philip’i paralel evrende düştüğü bunalım sonucunda uyuşturucu batağına saplanmış ve sevgili arkadaşı Erik bir başka yüzde yine ona destek olmaya çalışıyor.



Burada da bağlanma sorunları olan bir erkeğin tükettiği ama unutamadığı bir kadın karakter görüyoruz. Daha doğrusu sadece Anders’in onu görme çabasını görüyoruz.

Müthiş bir depresyon tarifi… O bomboşluk hissi, evde durmak istememek ama dışarı çıkmak da istememek; yeniden başlamak istemek ama o halsizlik, çaresizlik, geç kalmışlık duygusu. Herkes nasıl böyle mutlu olabiliyor, neden hiç kimsem yok, ben neden varım, neden şu an ölüp gitmiyorum ki hissi.



İnsanların, diğer herkese göre çok iyi durumda olduğunu, her şeye sahip olduğunu ima neden bakışları, neden hala mutlu değilsin suçlamaları. Senin bu soruyu kendine defalarca kez sormuş olman, bir cevap verememen ve bu sorunun seni daha çok üzmek dışında hiçbir işe yaramaması.



Sahi Oslo gibi medeniyetin başkentinde yaşayan, kadınlar arasında ün salmış, bu kadar yakışıklı ve entelektüel, daha 34’ünde Norveçli bir yazar, nasıl olur da mutsuz olur?



Wirginia Woolf gibi ceplerine taş doldurarak dereye atlayıp intihar edecek çaresizlikte; ölmek istemesine ayrı, ölemediğine ayrı ağlayan mutsuzluk seviyesinde bir Anders görüyoruz. Biri kendini yok etmek istiyorsa toplum buna izin vermeli mi? Filmin, detaylarda cevabını aradığı soru bu.



Film, Anders’in geçmişinden gelen birinin acımasız sözlerine, ben yaşamaktan vazgeçmişim sen hala ne anlatıyorsun, alt metniyle çaktığı Turist Ömer selamıyla aslında son buluyor. Sonrasında Anders'li izlediğimiz mekanların Anders'siz hallerini görüyoruz hüzün içinde.



368 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page