top of page

SİL BAŞTAN: AŞK, YÜZLEŞMEK VE KAFA KARIŞIKLIĞI

Sil baştan diğer izlediğimiz hiçbir aşk hikayesine benzemiyor bu kesin. Filmin yönetmen koltuğunda Michel Gondry otururken senaristliğini Charlie Kaufman yapıyor film ismini İngiliz şair Alexander Pope’un “Eloisa to Abelard” şiirinin “lekesiz zihnin sonsuz gün ışığı” dizesinden alıyor. Filmin içinde şairin dizelerine göndermeler oldukça mevcut, insanın gündelik hayattaki acıdan kaçıp sonsuz mutluluk arayışına sağlam bir darbe indiriyor bu film.

Joel oldukça içine kapanık sessiz sakin monoton bir hayat yaşayan sıradan birisidir, daha filmin ilk sahnelerinden bunu anlayabiliriz; kıyafetleri bile siyah ve gri rengin hâkim olduğu tek tip kıyafetlerdir. Film, Joel’in uyanması ve işe gitmek için evden çıkması ile başlar, yolda sürekli Joel’in iç sesine şahit oluruz; bu da karakteri bize daha iyi yansıtır. Joel işe gitmek için evden çıkmış olsa da bütün prensiplerine ve karakterine ters bir hareket yaparak, tamamen iç güdüsüyle Montauk trenine atlar ve işini asarak Montauk’a gider, onu oraya çağıran bir şeylerin olduğunu hisseder. İlk başta bunu uykusuzluğuna yorar ama içinde derin bir merak duygusu vardır. Montauk’da, daha önce buraya gelmiştim duygusu ve kafa karışıklığıyla gezinmeye başlar. Bir kafeye oturur ve orada, sonradan tanışacağı Clemantine ile karşılaşır. Onu ilk gördüğünde içinden şöyle geçirir: “Neden bana azıcık ilgi gösteren her kadına âşık olmak zorundayım?” Bu replikle Joel’in oldukça yalnız ve ilgiye ihtiyacı olduğunu anlarız. Geri dönüş treninde nihayet Clemantine ile tanışır ve konuşmaya başlarlar. Clemantine, Joel’in aksine, hayatı eksik yaşıyorum hissiyle her günü dolu yaşamaya çalışan, saçları gibi karakteri de oldukça renkli, tavuğunuzdan almak isterse size sormadan uzanıp alan özgür bir kişiliktir. İlk bakışta güven vermeyen bir karakterdir; çünkü konfor alanını kolayca terk edebilen bir havası vardır. Joel bunun farkında olarak, oldukça temkinli yaklaşmaya başlar. Karakterlere oturtulan bu zıtlık benim çok hoşuma gitmişti. Şöyle bir alıntı okumuştum: "İnsan, sevdiği kişide kendi eksik yanlarını görür ve bunu sever; o yüzden sevdiği kişiyi her hatırladığında biraz da olsa hüzünlenir." Benim açımdan filmde oluşturulan bu zıtlık tam da bu alıntıyı destekler nitelikteydi. Film biraz daha ilerledikçe iki karakterin birbirini tanımaya başladığını ve yavaş yavaş bir ilişkiye doğru gittiklerini kısaca görürüz; ancak yönetmen bizlere bu ilişkiye dair daha fazla şey göstermez ve bir anda kararıp açılan ekran ile Joel’in acı çektiğini görürüz. Kamera bu noktada Joel’in etrafında gezinmeye başlar. Hoppala, ne ara beraber oldular da ayrıldılar, diye düşünürken Joel, Clemantine’in, kendisini hafızasından sildirdiğini öğrenir. Bu durum karşısında sinirlenen Joel de aynı işlemi uygulamaya karar verir ve bu işlemi uygulayan kliniğin yolunu tutar.

FİLMİN KURGUSU VE ANILARIN AKTARIMI

Filmin mükemmel kurgusu Valdís Óskarsdóttir’e ait. Filmde sondan başa doğru ters ve hikâyenin film içinde eritildiği bir kurgu kullanılmış. Yani Joel ve Clemantine’in ilişkilerini düz bir şekilde gözlemlemiyoruz. Joel’in, anılarını sildirirken bu anılarını tekrar görmesi ve yüzleşmesiyle ikilinin ilişkilerine dair bir fikir sahibi oluyoruz. Kullanılan bu teknik oldukça kafa karıştırıcı ve hikâyeyi takip etmeyi zorlaştırsa da merak unsurunu sürekli zirvede tutan bir anlatım olmuş. Yönetmenin, Joel’in hafızasını yansıtmak için kullandığı ışık oyunları, yer yer başvurduğu hareketli kamera ve hafızanın silinmesi hissiyatını izleyiciye geçirmek için mekanların silinip, yıkılıp, bozulmaya uğraması da oldukça güzeldi. Bunun yanında filmde kullanılan ilkel bir teknik de var. Joel’in mutfakta yetişkin bedeninde bir çocuk gibi gözüktüğü sahne aslında özel efektlere başvurulmadan tamamen büyük mobilyalarla ve belirli bir perspektifin üzerine kurulan setle oluşturulmuş.



YÜZLEŞMEK Mİ YOKSA KURTULMAYA ÇALIŞMAK MI?

Filmde sorulan soru basit, canımızı acıtan anılardan kurtulmayı ister miyiz? Muhtemelen çevremizde birçok kişiye sorsak, bu soruya, evet, cevabı alırız. Yönetmen ve senarist sormuş olacak ki böyle bir film çekme zorunluluğu hissetmişler kendilerinde. Joel silinen anılarının içinde dolaşırken, aslında anılarının hiç de kötü olmadığını, hatta karakter anlamında anılarının ve yaşadıklarının onu beslediğini görür. Hal böyle olunca anılarını sildirmekten vazgeçer; ancak işlem başlamıştır ve durdurmak neredeyse imkansızdır. Clemantine ile anılarında oradan oraya fink atarken Clemantine’in aklına zekice bir fikir gelir, Joel’e bilinçaltındaki en karanlık yerlere saklanmayı teklif eder ve Joel, Clemantine ile birlikte çocukluğunda yaşadığı utanç verici anlara, herkesten gizlediği kimseyle paylaşmadığı ve şimdiki içine kapanık sessiz karakterini oluşturan çocukluktaki anılarına doğru yola çıkarlar. (Sürekli, çocukluğuna inmemiz gerek diyen psikologlar haklı çıktı. Ne kadar ya bir çocukluğa inmek? Neyse parası verelim, biz de inelim. Aslında şöyle çocukluğa inen bir dolmuş hattı falan kurulsa fena olmaz, sürekli iner iner dururuz, neymiş mesele çözeriz. Bunları yapmıyoruz işte abi ya, neyse…) Clemantine bir sahnede Joel’e tam da şöyle der: “Ben bir kitap gibiyim Joel, her şeyim çok açık. Sana sürekli anlatıyorum. Oysa ben senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum.” Tam bu noktada, Clemantine ile birlikte bizler de Joel’in çocukluk anılarındaki kötü anılara şahit oluyoruz. İkisi beraber, sürekli sistemde kaybolmaya başlıyorlar. Tam kayboluyorlar, hafızayı silen doktorlar tekrar anılarda bulup silmeye kaldıkları yerden devam ediyorlar. Bu olay birkaç kere film içinde tekrar ediyor; ancak Joel ve Clemantine sonunda direnmeyi bırakıp, silinmeden eski anıları tekrar yaşamaya devam ediyorlar.


KADER, BİRBİRİNE ÇEKİLMEK VE KAFA KARIŞIKLIĞI

Filmin bu noktasında şöyle bir benzetme yapsam sanırım göze batmaz. Duygular ne kadar unutulmaya çalışılsa da hatta bunun için bir programa başvurulsa da tıpkı kayayı delen ve akmaya devam eden bir su gibi her defasında gün yüzüne çıkar. Joel, anılarında gezedursun; bu noktada artık hikâye, Joel’den biraz uzaklaşıp Joel’i hafızasından sildiren ve hayatına devam eden Clemantine’a odaklanıyor. Clemantine’ı yeni bir ilişkinin içinde izliyoruz. Peki kim bu adam? Joel ve Clemantine’ın hafızasını silen şirkette çalışan Patrick adında bir stajyer -iş etiğine hiç uymayan bir hareket- Clemantine, Patrick ile olan ilişkisinde mutsuz bir şekilde karşımıza çıkıyor. İçinde bir aitsizlik duygusu var. Joel’i hafızasından sildirmiş olsa da daha önce Joel ile gittiği yerlere içgüdüsel olarak gitmek istiyor ve gidiyor. Sivri zekalı Patrick karakterimiz, Joel’in anılarını tuttuğu defteri evinden yürütüyor ve daha önce Joel’in Clemantine’a söylediği sözleri söylemeye başlıyor. Clemantine’ın kafa karışıklığı git gide artıyor, bir çıkmaza giriyor, bilmediği bir şeyi kovalıyormuş gibi hissediyor. Bulunduğu durumdan rahatsız olduğu her halinden belli. Bir şeylere çekiliyor ama neye çekildiğini kendisi de bilmiyor. Aynı durumda olan bir başka kadın karakterimiz ise Mary adında, aynı klinikte çalışan asistan; kendisi de bu durumdan oldukça habersiz. Mary, klinikte beraber çalıştığı Dr. Howard’a aşık; ancak filmin bu yarısına kadar bunu bilmiyoruz. Dr. Howard ve Mary, Joel’in hafızasını sildikleri sırada Mary, Dr. Howard’a durumunu belli ediyor ve yakınlaşıyorlar. Öpüştükleri sırada Dr. Howard ve Mary, Dr. Howard’ın eşine yakalanıyorlar ve Mary kendini açıklamaya çalıştığında Dr. Howard’ın eşinden şu sözleri duyuyor “Senin olsun, zaten hep öyleydi." Bu noktada artık taşlar yerine oturmaya başlıyor ve ikilinin, bir aralar ilişkisinin olduğunu ancak Mary’nin hafızasının silindiğini anlıyoruz.


FİNAL: TADINI ÇIKARMAK

Film sona geldiğinde Joel ve Clemantine, Joel’in son anısında geziniyorlardır. Clemantine, şimdi ne yapacağız, diye sorduğunda Joel: “Tadını çıkaracağız.” der. Ve son anı da böylece silinir. Clemantine, silinmeden önce son bir şey söyler: “Benimle Montauk'da buluş." İşte film buradan sonra artık başa dönüyor ve Joel’in neden filmin başında Montauk’a gittiğini öğreniyoruz. Film, bir soruyla başlıyor; bizi de bu soruya ortak ediyor ve beraber cevap arayışına çıkıyoruz. Sorulan soru, film içinde yavaş yavaş eritiliyor ve bize sunulan bu cevapları bir noktadan sonra doğru kabul ediyoruz. Filmi izlemeden önce, yukarıda bahsettiğim gibi, canınızı acıtan anılardan kurtulmak ister misiniz, sorusu sorulsa muhtemelen evet derdik; ancak filmi izledikten sonra bu soru yavaş yavaş, hayır, oluyor. Hikâyenin sonunda Mary kızgınlıkla daha önce hafızasını sildiren bütün kişilere dosyalarını ve ses kayıtlarını gönderiyor. Clemantine ve Joel birbirlerini anlattıkları bu ses kayıtlarını dinledikten sonra kafaları karışık bir şekilde birbirlerine bakıyorlar. İşte burada yine bir soruyla karşı karşıyayız: birbirinizi bir zamanlar sevdiniz ama sonra en ufak özelliklerinizden bile nefret ettiniz, şimdi yeniden beraber olmak ister misiniz? İki karakterin de ağzından duyduğumuz tek şey, evet, anlamında “Tamam” oluyor.


Şu müzik oldukça iyiydi.








54 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page