top of page

Bilmemek


Filmin asıl olayı LGBTİ+ miydi, örselenmiş evlilik sendromu muydu, evlilik içi eril tahakküm müydü, aldatan evli kadın mıydı? Her biri başlı başına babayiğit olacak konuyu bir araya getirmek zor zanaat, nitekim öyle de olmuş. Evet, en nihayetinde hepsi bir “bilmemek” paydasında toplansa bile tekilde fazlasıyla yüzeysel kalmış.



Güzel noktalar var; boncuk gözlü başrol çocuğun, ruhunu vererek büründüğü rolü gibi. Kazandığı, umut veren genç erkek oyuncu ödülünü her zerresiyle hak etmiş. Annemiz de mutsuz kadın rolünde başarılıydı, ancak atla deve bir payı olduğunu da söyleyemeyiz. Ben, babanın oyunculuğunu başarılı bulmadım; bu kadar basit bir rol, bu kadar kötü oynanabilirdi hatta. İnsan, sarhoş rolü bile yapamayacaksa bu taraklarda neden bezi olur anlam veremedim.



Atarlı giderli sert çocuk babanın, karşısına çıkan ilk zorlukta yıkılması, sesinin çıkmaz olması, araba kullanamayacak hale gelmesi; pasif annenin de dirayet timsali olup tüm işleri, ağlayarak da olsa yürütmesi bir miktar klişeydi. Ama göz ardı edilebilir bir miktar.



Benim, filmin ayakta alkışladığım kısmı, su topu oyuncusu ergen zorbalar ve onların sahneleriydi. Hepsi özenle, tek tek seçilmiş; günümüz z kuşağına özgü tavırlar kokan gerçek karakterlerdi. Hani, eşcinsel olabilirsin ama bunu bize söyleyeceksin, ikiyüzlülüğü. Eskinin, homoları dövelim mantığından bir tık evrilmiş; temelde aynı, ancak modernlik iddiasıyla, “güven” kalkanına saklanmış. Müthiş bir işçilik.



Hele hele maviş başrolün kankası Tunç’un tavırları; arkadaşını, ne yapacağını kestiremeyen ürkek savunuşları, en sonunda eline yüzüne bulaştırışları. Çete liderinin, olaylar yaşandıktan sonra geri adım atamayışı ama ileri de gidemeyişi. En iri yarı ve sezardan sezarcı oğlanın, vicdan azabı içinde, geri dön Tülay diye ağlamaları. Hepsi cuk oturmuş.


Son olarak, günümüz Türkiyesi için queer sinema, "her şeyin içine bir eşcinsellik koyuyorlar bıktık ya" seviyesinden çok ama çok uzakta. Bizler, "eşcinsel ama ne yapsın elinde değil hastalık bu" diyenlere bile, ehveni şer kabilinden, en azından öldürülsün demiyor diyecek haldeyiz. Bu nedenle, yönetmen Leyla Yılmaz’a cesareti ve başarısı nedeniyle ne kadar şükran duysak azdır; her ne kadar, günün sonunda yine biz söyleyip biz dinliyor olsak da.



89 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

コメント

5つ星のうち0と評価されています。
まだ評価がありません

評価を追加
bottom of page