top of page

Her (Aşk) “Robotlar dünyayı ele geçirecek!”

Güncelleme tarihi: 29 Eki 2022

Yapay zekaya dair fikirler ezoterik birer doktrin midir? Sayılmaz. En resmiden gayriresmiye, her ortamda hemen herkesin distopik, endişeli ya da hayalperest bir tonlamayla teknolojiyle daha spesifik olarak yapay zekâ teknolojileriyle ilgili söylediği cümlelere şahit oluyoruz. İşte Her, tam manasıyla bu çok köşegeni olan fikri noktada vücut buluyor.Tüm bu ruh hali içinde, ne yapacağını bilemeyen, yaşadığı mutsuzluk ve yalnızlık hissinden kurtulmak isteyen Theodore, reklamını gördüğü yapay zekâ ile tasarlanmış, sesli iletişim kurabilen, kişiselleştirilebilen bir işletim sistemi satın alır. İşletim sisteminin özelliklerini belirlerken sesli iletişim sistemi için kadın sesini tercih eder. Böylelikle aslında işletim sisteminin “cinsiyetini” “kadın” olarak belirler. Samantha adını verdiği sisteme zamanla günlük kişisel ihtiyaçlarından öte (randevu belirleme, arama direktifi verme, arama motorlarında search yapma) yaşadıklarını, hislerini anlatarak, onunla sohbet etmeye başlayan Theodore bundan zevk almaya başlar. “Gerçek” olmayan bir işletim sisteminin gerçeklik ile ilgili merakı, hayalleri, varoluşla ilgili soruları onda hayranlık uyandırır. Samantha’ya yanında taşıdığı kamera aracılığıyla çevresinde olup bitenleri gösteren Theodore, onu kendi dünyasının içinde konumlandırır.

Teknolojide yaşanan gelişmeler beraberinde yaşama dair her şeyi evrimleştirmiştir. Bu gelişmeler değerlendirildiğinde hepimizin olumlu bir bakış açısıyla yapacağı ilk yorum kuşkusuz her şeyin daha “kolay” daha erişilebilir olduğudur.


Mekândan ve zamandan bağımsız bir iletişim imkanı sunan, dünyayı “küresel bir köy”e dönüştüren iletişim teknolojileri tüm zamanımızı ve alışkanlıklarımızı da kendine entegre etmeyi başarmıştır. Günümüzde en yakınımızla dahi yüz yüze iletişim kurmaya üşendiğimiz, zamanımızın büyük bir kısmını “akıllı” telefonlar, tabletler, bilgisayarlarda geçirdiğimiz, neredeyse tüm hayat pratiklerimizi yeni medyaya uyarladığımız, daima online olmayı hedeflediğimiz bir düzenin içinde bulunmaktayız.

Her Filmi Asena Temelli Coşgun

Depresif Aşık

Bu yeni düzende gerçeğe uyarlanmış, yaratılan “gerçek” içindeki bireyleri anlatan “Her” filmi, bilim kurgu ve romantik dram arasında bir noktada konuşlanmış; iki türe ait desenlerle zenginleştirilmiştir. Filmin alışılmış, bilindik iletişim yetisinden uzak, yaşanan, gerçek dünyadan kopuk, asosyal, depresif baş kahramanı Theodore başkaları yerine, onların ağzından mektup yazılan bir şirkette yazar olarak çalışmaktadır. Gerçek dünyaya ait kadın erkek ilişkisini “beceremeyen” Theodore, çocukluk aşkı olan karısından boşanmak üzeredir.

Küresel Köy Asena Temelli

Tüm bu ruh hali içinde, ne yapacağını bilemeyen, yaşadığı mutsuzluk ve yalnızlık hissinden kurtulmak isteyen Theodore, reklamını gördüğü yapay zekâ ile tasarlanmış, sesli iletişim kurabilen, kişiselleştirilebilen bir işletim sistemi satın alır. İşletim sisteminin özelliklerini belirlerken sesli iletişim sistemi için kadın sesini tercih eder. Böylelikle aslında işletim sisteminin “cinsiyetini” “kadın” olarak belirler. Samantha adını verdiği sisteme zamanla günlük kişisel ihtiyaçlarından öte (randevu belirleme, arama direktifi verme, arama motorlarında search yapma) yaşadıklarını, hislerini anlatarak, onunla sohbet etmeye başlayan Theodore bundan zevk almaya başlar. “Gerçek” olmayan bir işletim sisteminin gerçeklik ile ilgili merakı, hayalleri, varoluşla ilgili soruları onda hayranlık uyandırır. Samantha’ya yanında taşıdığı kamera aracılığıyla çevresinde olup bitenleri gösteren Theodore, onu kendi dünyasının içinde konumlandırır.

Her Aşk Filmi Asena Temelli

Koyulaşan sohbetler, genişleyen paylaşımlar Samantha ve Theodore arasında yeni bir gerçeklik inşa eder. Bu temsilden hareketle yeni iletişim teknolojileri ve insan arasındaki ilişki hakkında birtakım çıkarımlar yapmak mümkündür. Artık nesnel hakikatler insanlar için oldukça kısıtlı bir anlam ifade ediyor. Baudrillard’ın ünlü hipergerçeklik kuramında belirttiği gibi, artık gerçeklik geri dönüşü olmayan bir çevirme altında ve işin kötüsü insanların gerçekliğe herhangi bir ihtiyacı da kalmamıştır.

Gerçeklikten yoksun olan gerçek bellekler, hücreler, filmdeki gibi yapay zekâ tarafından üretilmektedir. Bu sayede sonsuz defa üretilebilen gerçeklik, rasyonel olana duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmaktadır. Baudrillard’ın altını çizdiği gerçeğin simülasyonu olan “gerçeklik” kişisel deneyime özgüdür.


İçinde bulunmayana göre böyle bir gerçeklik yoktur. Baudrillard’ın simülasyon kuramı filmde Theodore ve Samantha arasında yaratılan gerçeklikle somutlaştırılmıştır. Bir işletim sistemine sahip olmayan, böyle bir işletim sisteminden haberi dahi olmayan herhangi bir kişi için bu “ilişki” ya da gerçeklik aslında yoktur. Theodore açısından değerlendirdiğimizde ise bu, gerçek dünyadaki kadın-erkek ilişkisinin hipergerçekliği, simülasyonudur. Deneyimleyebildiği bu sentetik gerçek, onun için tam anlamıyla gerçektir. Samantha “yaşayan”, “sesli”, “cinsiyeti olan”, “kıskanan”, “hisli” bir kadının simülasyonudur.


Baudrillard’ın altını çizdiği “rasyonel gerçekliğe ihtiyaç duymama” durumu da tüm film boyunca açık bir biçimde sunulmuştur.

Filmde, arkadaşı Amy’nin ısrarıyla bir kadınla tanışan Theodore bu tanışmayı bir ilişkiye evriltememiş ve kendini tekrar Samantha ile kurduğu gerçeklik içinde bulmuştur. Sonrasında rasyonel olarak gerçek olana ihtiyaç duymamış; bu ilişkinin yapaylığını, aslında var olmayışını sorgulamamış ve ilişkiyi sürdürmüştür. Bu noktada filmdeki bir sahne dikkat çekicidir. Samantha ve Theodore arasında yalnızca sesler aracılığıyla iki bedene, yani iki somut “gerçeğe” ihtiyaç duyulmadan bir cinsel birliktelik gerçekleşir.

Baudrillard’ın altını çizdiği “rasyonel gerçekliğe ihtiyaç duymama” durumu da tüm film boyunca açık bir biçimde sunulmuştur.

Samantha’nın bir bedene sahip olma konusundaki merakı ve arzusu ile bir sonraki cinsel ilişkileri için gönüllü bir kadın bulsalar da Theodore bu, herkese göre gerçek olan gerçeklik içindeki cinsel beraberliği başaramaz. Bir bedeni, cismi olmayan Samantha onun tüm arzuları, hazzı, tutkusu için yeterlidir. Arkadaşı Amy’nin de bir işletim sistemi ile aşk yaşıyor olması onları ortak gerçeklikte buluşturmuş ve ilişkiler hakkında hepimizin yaptığı sohbetler, fikir alışverişleri aynı gerçekliğe sahip olan iki kişi arasında yaşanmıştır. Aynı paylaşımı, boşanmak üzere olduğu eşiyle yapan Theodore, eşi tarafından gerçek insan duyguları ile baş edememekle suçlanır.


Burada, yaratılan gerçekliğin ona sahip olan, onu yaşayan ile ondan habersiz olana göre nasıl değişiklik gösterdiği iki farklı sahne ile gözler önüne serilmiştir. Filmde bir insan ve işletim sistemi arasındaki ilişki çağımız insanının teknolojiye olan bağımlılığını da sorgulatmaktadır. Çoğumuz belki de hepimiz gerçek olan kimliklerimizden sıyrılıp ideal benliğimize, kimliğimize göre kendimizi konumlandırdığımız sanal dünya içinde yalnızlığımızdan kaçmaktayız. Yalnızlığımızdan kaçabilmek için sanal olana, yapay olana bağlanmaktayız. Ya da ne kadar yalnızsak o kadar sanalız. Sosyal medya platformlarında hiç tanımadığımız kişilerle dünya meseleleri tartışmaya, dijital seyir platformlarındaki dizileri eleştirmeye, gündem oluşturmaya, kendimizi ifade etmeye, egomuzu tatmin etmeye meyilliyiz.


Theodore’un Samantha’ya Ses Kaydı Her Filmi

Gerçekten sanala bağımlılık düzeyindeki kaçış Theodore’un Samantha’ya yalnızca birkaç dakika ulaşamadığı anlarda yaşadığı panikte saklıdır. Telefonumuzu elimize alamadığımız anda yaşadığımız yoksunluk hissi, herhangi bir internet sitesine bağlanamadığımız birkaç saniyedeki sabırsızlık, WhatsApp mesajımıza üç dakika içinde cevap alamadığımızdaki sinir sanala, yapaya, teknolojiye bağımlılığımızın özetidir. Artık teknoloji hayatımızın her anında bizimle, yatarken, sabah uyandığımızda, duşta, yolda, metroda, otobüste, mutluyken, mutsuzken, yalnızken her anımızda bizimle, hayatımıza, alışkanlıklarımıza entegre olmuş durumda.


Theodore’un gerçek dünyasının içinde sürekli işletim sistemiyle beraber olması, onu oldukça sınırlı olan arkadaş görüşmelerine dahi dahil etmesi, hayatının her anında onunla olması bu bağımlılığın filmdeki vücut bulmuş halidir.

Bununla birlikte Theodore’un Samantha’ya ulaşamadığı sahnede metrodan yansıyan insan manzaraları bu teknolojik bağımlılığın bir başka gösterimidir. Dünyadan soyutlanmış, ellerindeki “teknolojiye” hapsolmuş insanlar, olmayan bir gerçeklik içinde, hipnotize olmuş bir biçimde esas gerçeklikten kopmuştur. Bunun bir distopya, komplo teorisi ya da kötümserlik olduğunu söylemekten ziyade bir öngörü olduğunu belirtmek daha doğru bir ifade olacaktır. Çünkü bugünün fotoğrafı, filmde zamanı belli olmayan anın fotoğrafından pek de uzak görünmemektedir. Halihazırda metroda telefonuna gömülmüş Netflix dizisi izleyen, selfie çeken, tabletinde oyun oynayan insanlar gibi çoğaltabileceğimiz bir sürü örneğe sahibiz. Filmde özellikle dikkat çekici bir diğer konu, insan ve yapay zekâ teknolojilerinin varoluş boyutu üzerinden ele alınmasıdır. Tüm insani duygulara sahip; kıskanan, düşünen, sorgulayan, çözüm üreten, yardım eden, dinleyen, konuşan, yapay zekâ teknolojisi Samantha yazılım olarak insan ruhundan, özünden farksızdır. Ancak fiziksel bir varoluştan, bedenden, bedenin içinde var olduğu mekân ve zamandan kopuktur. Bu bağlamda yaşadığı duyguların gerçekliğini sorgulayan işletim sistemi, sonuç olarak kendi gerçekliği içinde bir varlık olduğuna, diğer işletim sistemleri ile aynı maddeden, aynı yaşta, “kimliksiz” olduğuna ikna olur. Mekân ve zamandan bağımsızlığına mutlu bile olur. Yapay zekâ teknolojilerinin insanların yerini alıp alamayacağı konusu, önceleri robotların, uzaylıların dünyayı ele geçireceği teorisinin bir devamı olarak görülebilir.


Bu tartışmaların ışığında okunduğunda yapay zekâ teknolojilerinin insani öze sahip olsalar dahi tam manasıyla bir insan özelliği gösteremediğinin altı filmde iki farklı gerçeklik, iki ayrı dünyaya ait olma vurgusu üzerinden çizilir. Samantha’nın aynı anda 641 kişiyle “aşk yaşıyor” olması insan gerçekliğinin içinde pek de mümkün değildir.

Samantha Yapay Zeka Her Filmi

Theodore’un kabullenmekte zorlandığı, gerçekliğine aykırı olan bir durum, diğer gerçekliğin olağanıdır. Bu noktada vurgulanması gereken bir diğer durum, Samantha’nın Theodore’dan “ayrılırken” sarf ettiği sözlerdir. İşletim sistemlerinin insanlardan daha fazla evrildiğini söyleyen Samantha kendi varlıklarını keşfetmek için insanlarla olan iletişimlerini koparacaklarını ifade eder. Aynı tartışmaya (yapay zekâların insanların yerini alacağı) bir cevap mı, üstünlük güzellemesi mi ya da varoluş meselesi üzerinden farklılıklara bir atıf mı olduğu tam olarak belirlenemese de insan ve teknolojinin, “gerçek” ve yapayın ayrımını ortaya koyması bakımından bu sözler dikkat çekicidir.


Yine burada yapay zekânın, insanın tercihi ile, onun seçimi ile hayatına giriyor ama kendi tercihi ile gidiyor olması varoluş meselesindeki üstünlüğün hangi tarafa ait olduğunu karmaşıklaştırmaktadır. Eleştirel medya kuramcılarının, Adorno’nun, Horkheimer’ın, Althusser’in, Marcuse’nin, Stuart Hall’ün ve nicesinin temelinde Marx’ın fikirleriyle şekillendirdiği görüşleri medyanın ve bir uzantısı olarak reklamın dünya hakkındaki düşüncelerimizi, görüşlerimizi, arzularımızı, tüketim kalıplarımızı, alışkanlıklarımızı sistem lehine belirlediği yönündedir. Bu bağlamda teknolojik gelişmeler önderliğinde dönüşen medya, esas hizmet misyonundan kopmamakla birlikte kendini bu gelişmelere adapte eder. Her filmi yeni medyanın sistem lehine dönüştürdüğü yeni dünya düzeninin bir ifadesi olarak dikkat çeken önemli bir yapımdır.

Yazı: Asena Temelli

asenatemelli@gmail.com

128 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page