Superman (2025) İncelemesi - Karanlıktan Aydınlığa, Özüne Dönüş
- Su Evci

- 28 Ağu
- 11 dakikada okunur
Yine bir süper kahraman filmi incelemesiyle karşınızdayım! DC evreni için yeni ve heyecanlı bir sayfa açıldı mı, yoksa aynı yerde mi sayıyoruz? DC fanları, rahat bir nefes alabilirsiniz. James Gunn’ın Superman'i mükemmel olmasa da umut vadediyor.

Filme girmeden önce beklentim düşüktü, çünkü James Gunn’ın abartılı ve camp stili ortaya ya müthiş bir şey çıkarıyor ya da tamamen batırıyor. Değişik stiller risklidir. Doğru yapılmazsa eğreti ve absürt görünebilir. Superman bu çizgide iyi taraftaydı, DC’nin karanlık evreninden de artık sıkılmıştık. Gunn, önceki ağır tonlara kıyasla çok daha yumuşak ve aydınlık bir evren yaratmış. Yakın plan çekimler, aydınlık renk paleti ve camp karakterler (Green Lantern gibi) filme eğlenceli bir enerji katarken, politik mesajlar ve bizim Dünya’mızdan insan tiplemeleri daha fazla empati yapmamıza olanak sağlıyor.
Clark rolünde David Corenswet ise tam isabet olmuş. Bu versiyonda Clark’ın insani yönünü daha çok görüyoruz. Karakterin bir “ruhu”, kişiliği var. Filmin genel tonu için de aynı şeyi söyleyebilirim. Eski evrenin CGI dolu, mekanik, karanlık evreninden bu evrene geçiş, kesinlikle doğru bir tercih. Yine de filmi, yakın zamanda izlediğim “Fantastik Dörtlü: İlk Adımlar” kadar beğenmedim. “Çok ciddiye almayalım” derken fazla mı ileri gidildi, daha fazlasını mı bekledim; filmi konu, karakterler gibi unsurlarıyla aşağıda daha yakından inceleyelim.
Konu
Film, Superman’in karlar içindeki ilk yenilgisi ile açılıyor. Yeni bir Superman ve yeni bir evren için iyi bir başlangıç. Fantastik Dörtlü gibi origin hikayesi geçiştirilmiş, hatta hiç gösterilmemiş. 4-5 farklı versiyona sahip olup, Dünya çapında en bilinen karakterlerden biri olunca, çok da gerekli olmadığını düşünüyorum.
Sonrasında Superman’in robotları, ailesi vs ile onun “dünyası” ile tanışıyoruz. Robotlarıyla bile ilişki kurabilecek derecede sıcakkanlı olan Superman’i Daily Planet’te Clark Kent olarak tanıyor, Lois ile ilişkisini görüyoruz. En güzeli de Lois ile 12 dakikalık bir röportaj gerçekleştiriyorlar ve 12 dakika gibi hissettirmiyor. Hem hikâyenin ana çatışması hakkında detaylara ulaşıyoruz hem de karakterleri yakından tanıyoruz böylece. Savaş ve etik değerler üzerine düşüncelerini öğreniyoruz. Duygusal bağları güzel işleniyor, çünkü ufak bir tartışma yaşıyorlar aslında. Bu sahneyi çok sevdiğimi söyleyebilirim.
Lex politikacılarla iş birliği yapıyor, Jarhanpur işgal edilmeye devam ediyor. Lex, Clark’ın ailesinin gönderdiği mesajı ele geçiriyor ve ekibinden eksik olan mesajı Clark’ın aleyhine olacak şekilde tamamlamasını istiyor. Tıpkı bizim dünyamızda dezenformasyona yol açtığı gibi burada da halkın Superman’e anında sırtını dönmesini izliyoruz. Clark önce kendini polise teslim ediyor, sonra Lex tarafından cep evrenine hapsediliyor. Ve Clark'ı kurtarma operasyonu başlıyor...

Beğendiğim sahneler arasında, Clark’ın evine dönüp babasıyla konuştuğu sahne var. Kim olduğunun geçmişiyle ya da ona yüklenen görevle değil, kendi seçimleri ve eylemleri ile ilgili olduğunu söylüyor. Lois ile tıpkı normal bir dünyalı gibi punk rock dinlemesi üzerinden bağ kuruyorlar. Bunların hepsi Clark’ın insaniyetini öne çıkarıyor. Farklı bir açıdan ele alırsam, göçmenliğin bu kadar arttığı bir zamanda, kendini nereye ait hissettiğini bilemeyen insanlar oluyor. Bu sorun üzerinden kimlik karmaşası yaşanabiliyor. Clark’ın hissettikleri farklı değil. Bu noktada aidiyetlik teması işleniyor aslında.
Empati uyandıran bir diğer sahne, Jarhanpurlu çocukların Superman’i çağırması. O sahnede tek düşünebildiğim; “Bizim dünyamızda da bir Superman olsaydı” oldu. Böyle durumlarda çare mucizevi bir güce sahip olan birinin gelip onları kurtarması sanırım. Özellikle de diplomasi işe yaramıyor ise. Başka bir mesaj daha, politikacının kötü adam çıkması. Açıklamaya gerek yok... Ana çatışmanın politikaya bağlanması, Clark’ın kendi içindeki kimlik karmaşası, hayatın içinden tiplerin varlığı, filmi süper kahraman türünde sıradan bir macera olmaktan çıkarıp toplumsal ve insani boyutlarıyla öne çıkarıyor.
Son sahnede Kara’nın gelişi ile yükseliyoruz ve Clark’ın çocukluk fotoğraflarına bakmasıyla kapanış yapıyoruz. Bazı insanların neden bu sahneyi sevmediğini anlayabiliyorum. Epik – süper kahraman türünde bir filmin kapanışı için önemsiz ve tekrarlayan bir sahne. Ama zararsız da, çok büyütülecek bir şey değil. End creditlerin sonraki filmi tanıtmaması da önemli değil, hatta daha iyi. Clark’ın Mr Terrific ile olan sahnesini beğendim. Zaten Kara ile bir ipucu aldık, daha uzatmaya gerek yok.

Karakterler
Clark ile başlayalım. Bu versiyondaki Clark’ın güçlü bir ahlak pusulası, etik anlayışı var. Her canlıyı önemsiyor, kurtarıyor, ezilenin yanında duruyor, müdahale edebilecek kadar keskin politik olarak görüşleri var. Anti-hero’lar dışında çoğu süper kahramanın bu tarz özelliklere sahip olacağını varsayarsınız, ancak bu filmde olduğu gibi küçük detayları görünce daha iyi anlıyorsunuz. Devasa kötü kahraman şehri yağmalarken kim bilir kaç kişi, kaç canlı zarar görüyor. Çoğu süper kahraman sadece kötü adamı durdurmakla ilgileniyor. Bu sırada binalar yıkılıyor, ortalık talan oluyor, yanıyor, patlıyor ama kahramanın umurunda mı acaba? Aslında büyük bir trajedi ama bu tarz filmler bunu o kadar normalleştirdi ki, biz de sorgulamayı bıraktık sanırım. Superman’in bu konuyu önemsemesi hoş bir detaydı. Yanlış hatırlamıyorsam bir sahnede düşmanının acı çekmesini bile istememişti. Bu özelliğiyle gözümüzde çok daha sevilebilir bir karakter oluyor.
İstemeden diğer Superman’ler ile karşılaştırma ihtiyacı duyuyorum. Mesela Henry Cavill’in Superman’i bende o kadar iz bırakmamış ki, öne çıkan bir özelliğini hatırlamıyorum bile. Sıkıcı ve karanlık olduğunu hatırlıyorum. O zamanlar birinin gidip de “Superman benim favorim” diyeceğini zannetmiyorum. (Bir rewatch yaparsam belki bir incelemede buluşuruz) Ama bu filmle bu söylemin önünün açılacağı kanaatindeyim. Çünkü, bu versiyonda Clark çok daha insani. Savunmasızlık gösterebiliyor, sempatik ve naif. Bunu Superman gibi sorumluluğu fazla, fiziksel gücüyle öne çıkan bir karakter yapıyorsa, daha da artı puan. Her ne kadar “uzaylı” olsa da şu an Dünya’da yaşıyor. O da hissediyor, gözlemliyor, etkileniyor. Yani sırf Superman diye stoik, soğukkanlı, sert olmak zorunda değil. Bazı insanların aksine bu argümana katılmıyorum. Superman'in “umut” temasıyla aydınlık bir enerji vermesi gerektiğini düşünüyorum.
Bu noktada okuduğum bazı yorumlar da benim düşüncemi destekliyor. Yeni Superman’in Christopher Reeve’in yorumuna Cavill’inkinden daha çok benzediği ve eskisi gibi aydınlık yönüyle öne çıkmasının seyircide nostalji yarattığı vurgulanıyordu. Karakterin özüne dönmesi, umut temasını yeniden sahiplenmesi ve 80’li yılların centilmenini hatırlatması, onu hem eski hayranlar için güven veren bir figür, hem de yeni nesil için örnek alınabilecek bir rol model hâline getiriyor. Medyada Superman gibi “kibar bir centilmen” olmanın erkekler için yeniden özenilen bir özellik olarak konuşulduğunu da görüyorum. Bu da gösteriyor ki yozlaşmanın bu kadar yüksek olduğu günümüz değerleri arasında bile centilmen karakterler hâlâ karşılık buluyor ve ilham veriyor.

Şu noktada bir eleştiri yapabilirim. Clark’ın film boyunca çok fazla yenildiğini, acı çektiğini gördük. Elbette zayıflık göstermesi karakterini derinleştiriyor, ama fazlası da olmamalı. Sonuçta bu adam yenilmez sayılabilecek uzaylı güçlere sahip. Arada zaferlerinin vurgulandığı, gerçekten epik sahneler de görmek isterdim. Örneğin Spider-Man 2’deki tren durdurma sahnesine bayılıyorum. Superman için de böyle ikonlaşacak anlar yaratılabilirdi. Aksiyon sahneleri epey vardı, ancak daha sürükleyici, anlamlı olmalarını isterdim. Bu sahnelerde kullanılan çekim teknikleri daha cesur ve yaratıcı biçimde uygulansaydı, ortaya çok daha etkileyici, havalı ve gösterişli sekanslar çıkabilirdi.
Bu film Superman’in yenilgilerine o kadar çok vurgu yapıyor ki, başlangıcı bile o şekilde yapıyoruz. Bir ara köpeği tarafından kurtuluyor, başka bir sahnede “Justice Gang” tarafından, bir sahnede Metamorpho tarafından, bir ara Mr Terrific ve bir insan olan LOIS tarafından. Filistin’e pardon Jarhanpur’a bile Green Lantern’ü yolluyor. Bir sonraki filmde daha dişli bir Superman istiyoruz, zayıflık göstermesin demiyorum. Daha fazla aksiyon, daha fazla zafer demek istiyorum…
NOT: Ahlak pusulası güçlü, aydınlık tarafı fazlasıyla yansıtan karakterlerle ilgili bir fikrimi belirtmek isterim. Bu tarz karakterlerin herhangi bir sebepten ötürü “karanlık tarafa” geçtiği hikâyeleri izlemek her zaman çok keyifli oluyor. Örneğin; Spider-Man 3. Çocukken sinemada fragmanı yayınlandığında, onu ilk defa siyah kostümüyle gördüğüm an aklım çıkmıştı. İlk kez izlediğimde de aynı etkiyi yaratmıştı. Corenswet’in Clark’ı da bize tamamen aydınlık bir karakter sunuyor. İleriki filmlerde böyle bir konu işlenirse hoş olabilir.
Ve David Corenswet, sen nasıl bir ilahsın… Salon kadını çizgimi bozmayarak incelemeyi oldukça profesyonel tutmak istesem de başaramıyorum. Casting director nereden nasıl bulduysa alnından öpmek istiyorum.10/10 seçim, tebrik ediyorum. Henry Cavill daha kaslı ve olgun olabilir. Ama, David Corenswet kesinlikle çok daha sempatik ve içten. Kendisinin Juilliard mezunu olduğunu duyunca daha da etkinlendim. Benim Superman’im bundan sonra kendisidir, takipteyiz.

Lex Luthor, seninle ilgili düşüncelerim karmaşık. Çünkü biraz derine inmem gerekiyor. Mesela "kötü bir karakterin kötü olmasına sebep olan nedir, kötü karakterlerin motivasyonu nedir?" gibi sorular sormam gerekiyor. Çünkü Lex’in neden kötü olduğuna dair bir backstory’si yok aslında. O sadece şımarık, kıskanç ve gösteriş budalası zengin bir adam.
Kötü karakterlerin bir hikâyesi olmasına gerek var mı? Tartışılır. Çünkü bazen bir insanı kötü yapan yaşadıkları değil, sadece berbat bir kişiliğe sahip olmasıdır. Onlarla empati kurmamıza da gerek yoktur. Bir backstory eklenirse, davranışlarına bahane bulma riskimiz olur. Öte yandan, çok kötü şeyler yaşamış ama bundan ders çıkarıp farklı bir yol seçebilen insanlar da vardır. Yani geçmiş hikâyeler her zaman izleyiciyi kötü tarafa çekmez. Bu filmde, zaten olmadığı için, Lex’in ne düşündüğünü anlamak zor. Neden Superman’den bu kadar nefret ediyor, sadece kıskançlıktan mı? Filmdeki diğer kötüleri anlıyorum, bazıları bizim dünyamızda mevcut. Jarhanpur’a neden savaş açan bir başkan var? Para, milliyetçilik, açgözlülük, kibir vs vs. Lex’in gerekçesi nedir?

Nicholas Hoult’un performansını beğendim. Çalışanlarını zorbalaması, etrafa bağırıp sinir krizleri geçirmesi bana biraz Kylo Ren’i hatırlattı. Bana sorarsanız Lex ciddi ve soğuk bir iş adamı stereotipi olmamalı. Öfkesini ve kıskançlığını kontrol edememesini görmeliyiz. Bu çekememezliği ancak duygularını kontrol edemeyen genç bir karakter yansıtabilir. Ama Jesse’nin Lex’i gibi ADHD’li bir inek olarak da görmemeliyiz. Bu açıdan Hoult’un Lex yorumu yerinde olmuş. X-Men’deki Beast rolünden çok farklı bir rol. Lex’in “zengin, nüfuzlu babanın acınası, ağlak oğlu” rolünü iyi üstlenmiş. Sadece, aksiyon sahnelerinde sürekli numara bağırmasa güzel olurdu, ona kesilen sahneler yüzünden akıcı aksiyon sahneleri izleyemedik.
İlk defa beğendiğim bir Lois uyarlamasıyla karşılaştım. Bence Amy Adams yaşlı kaçıyordu. Smallville’deki Lois çok ortalamaydı. Rachel Brosnahan ise iyi bir seçim olmuş. Çift kimyası olarak da en beğendiğim uyarlama. Lois ve Clark’ın daha genç ve eğlenceli bir dinamikleri olmalı. Ve Lois daha çok olaylara karışmalı. Aksi halde arka planda kalıyor, romantik partner rolüne indirgeniyor. Bu filmde aksiyonun içinde yer aldığını gördük. Tek eleştirim, karakterler hazır genç gösteriliyorken aralarındaki aşkın nasıl başladığını da izleseydik daha keyifli olabilirdi. İlk sahnelerinde zaten uzun süredir birlikte olduklarını görüyoruz. Yine de genel olarak dinamiklerini ve sahnelerini beğendim.

Justice “Gang”ten de biraz bahsetmek isterim. İlk karşıma çıktıklarında şok etkisi yarattı, çünkü böyle bir cameo beklemiyordum. Sonrasında cameo'dan fazlasına evrilerek yan karakter olacak kadar fazla sahnede yer aldılar. Karakter seçimleri açısından da hiç beklemediğim bir tercih yapmışlar. Green Lantern’ü yeniden karşımıza çıkartacak cesareti göstermeleri hoşuma gitti :) Tabii farklı bir versiyonla sunmaları, tam anlamıyla risk alamadıklarını da gösteriyor. Tepkimizi ölçmek istemiş olabilirler, bu açıdan karşımıza çıkacak yeni karakterlere hazırlık olmalı.
Justice League’e kıyasla çok daha kendini ciddiye almayan, ”badass”likten uzak, filmde daha çok mizah unsuru olarak kullanılan bir birlik görüyoruz. Bakın, Avengers da mizahı epeyce kullanan bir birlik/film serisi, ama ne yapıp ediyorlarsa gerektiği zaman havalı görünebiliyorlar. Bu birlik, “camp” olmasından mı, senaryodan mı yoksa oyuncu seçimlerinden mi bilemiyorum, bu ikili yapıyı sağlayamıyor. Birlik için tam “olmuş” diyemiyorum. Justice League’in verdiği soğuk ve ciddi tondan (Orayı yumuşatan bir Barry vardı, o da kurtaramadı ya) , Marvel formülüne geçiş doğru gibi gözüküyor, ama bu sefer de fazla mı kaçıyor sanki? İleriki filmlerde şöyle bir düzeltme yapılabilir, Green Lantern burada Guy karakteri ile karşımızda, belki Hal Jordan gelir. Hawkgirl yerine Wonder Woman? Mizah ve ciddiyet hem hikâye hem de karakterlerin yapısına uygun şekilde yerleştirilirse, potansiyeli yüksek bir DCU görüyorum. Superman’i zaten beğendik, yanına daha az cıvık karakterler eklenirse şahane.
Tamamen sevmedim diyemem. Mesela Mr Terrific iyiydi, hatta bazı sahnelerde Superman’in bile önüne geçti diyebilirim. Eğer bu “Gang” kurulacaksa, Mr Terrific yer alsın isterim. Green Lantern’ü de aslında beğendim; ama tek bir şartla: ileride Hal Jordan’ın gelmesi gerekiyor. Çünkü Guy karakteri gerçekten fazla cıvık kalıyor. Yine de DC’de alışmadığımız bir karakter tipi olarak, anti-hero havasıyla seriye yeni bir soluk kattığı kesin. Sorun şu, bu karakterler tek başlarına ilgi uyandıracak kadar sağlam ve "tam" değiller. Sevmediğimden emin olduğum karakter ise Hawkgirl. Diğer karakterlerle klişenin dışına çıkılmışken, onunla iyice içine girilmiş. Tipik umursamaz, küçümseyici, “cool” gözükmeye çalışan kadın kahraman.

Filmin asıl yıldızı Krypto. Hem Clark ile bağ kurabileceğimiz bir yön sunarak, hem de hikâyenin içinde yer alarak filme çok iyi bir ekleme olmuş. Clark’ın hassas noktasının sorumlulukları, dostları ve ailesi olduğunu Lex’in onu Krypto’yla tehdit etmesinden anlayabiliyoruz. İsmi karalandı, tutsak tutuldu, ama ne zaman Krypto’ya bir zarar gelecekti, o zaman deliye döndü. Krypto da ne zaman Clark’ın başına bir iş gelse yanındaydı. Boşuna insanların en sadık dostu demiyorlar. Krypto’nun asıl sahibinin cameo’su ise çok yerinde. Gelecek filmler için bizi heyecanlandırıyor, merak uyandırıyor ve evreni hazırlıyor.
Bir de Eve. Ben Eve’i sevdim, yine bizim dünyamızdan fırlamış bir karakter. İlk yarıda yüzeysel mi kalacak diye korkmuştum, ama Jimmy’e olan ilgisi ve Lex’i ispiyonlamasıyla derinlik göstererek gözümde artı puan aldı. Jimmy, bence sonraki filmde kıza yüz vermelisin! Eve gibi yardımcı karakterler mizahı dengede tutuyor aslında, hem insana tanıdık geliyor hem de hikâyeye daha gerçek bir boyut katıyor. Justice Gang ile bu kadar çabalanmasına gerek yoktu. Mizahi, hafif ve neşeli sahneler elbette olsun ama aynı zamanda bir derinlikleri de bulunsun. Karakterlerin sadece mizah etrafında dönmesi hikâyeyi zayıflatıyor.
Görsel Dünya & Teknik
Film, görsel olarak “olması gereken” bir aydınlığa ve renk paletine sahipti. Daha önce de bahsettiğim gibi, DCEU filmlerinin karanlık, CGI dolu, robotik görsel dünyasından esinlenilerek bir hata yapılmamış. Bu filmleri gün ışığında televizyonda izlemeyi deneyin, bazı sahneleri görebileceğinizi zannetmiyorum. Sonunda bu formülün dışına çıkıldığı için mutluyum, renk görmeyi özlemişim. Superman’in canlı kırmızı pelerini, mavi kostümü ve kar sahnelerinde yaptığı kontrast, estetik zevk veriyor. Gunn’ın bunu ilk sahnede kullanarak izleyicilerin dikkatini çekmeyi amaçladığını düşünüyorum.

Yakın plan çekimler, slow motionlar filme bir tarz katıyor diyebilirim. Filmin kimliğini, ruhunu oluşturuyor. Bunu da James Gunn’a borçluyuz tabii ki. Karakterler, renk paleti, görsel dünya, çekim stilleri, kostümler, bunların hepsi kimliği oluşturmada yardımcı bir unsur. “camp” bir risk işi, ama bu filmde az kullanılarak eğreti durmaktan kurtuluyor.
CGI kullanımı bu tür filmlerde kaçınılmaz, dolayısıyla sırf var diye eleştirmek bana anlamsız geliyor. Genel olarak da göze batmıyor. Ancak bir sekans var ki, fazla sürreal olması rahatsızlık verdi. Superman’in elinde Metamorpho’nun oğlu, hem onu hem Metamorpho’yu kurtarmaya çalışıyor, o sırada sürükleniyor vs vs. Uzaylı çocuk zaten CGI, bulundukları evren tamamen CGI, sürüklenirken üzerinde durduğu CGI. Bu tarz sahnelerde absürtlük ve yapaylıktan artık filmden kopuluyor, en azından bende oluyor bu. İzlediğinin bir film olduğunu algılıyorsun ve filme dalmaktan çok uzaklaşıyorsun.
Uçuş sahnelerinin iyi olduğunu düşünüyorum. IMAX’te izleyebilseydim belki daha iyi deneyimleyebilirdim. Onun yerine ScreenX’te izledim. İlk başta kar sahneleri vs hoştu ancak film ilerledikçe ekstra bir katkısı olmadı. Daha iyisi olabilir miydi? Her zaman.
Orijinal Superman müziği, tabii ki muhteşem. Söyleyecek bir sözüm yok. Lex’in ekranda olduğu zaman çalan score da güzeldi.

Son Olarak
“Superman (2025)”, DC evreni için bir dönüm noktası sayılabilir. Doğru bir başlangıç sinyali olduğu kesin. Uzun süredir eleştirilen karanlık ve ruhsuz çizgisinden sıyrılarak daha umutlu, daha insancıl bir evrene geçiş yapıyor. Hikaye, günümüz dünyasındaki çatışmaları hatırlatırken aynı zamanda cep evren kurgusuyla süper kahraman özünü de unutmuyor. Genel tonundaki yumuşama, renklerin geri gelişi ve karakterlerin tanıdık, insani yönleri sayesinde izleyiciye uzun zamandır özlenen umut duygusunu tekrar hatırlatıyor. En büyük artısı, Superman’i yalnızca bir “güç gösterisi” olarak değil, insani yönleriyle yeniden tanımlamaya çalışması. Clark’ın empati yapabilen, politik tavır alabilen, her canlının değerini gözeten hali, seyirciyle kurulan bağı güçlendiriyor.
Ancak kusurları da yok değil. Karanlık tonlardan kaçmaya çalışırken fazla sulu ve hafife kaçabiliyor. Politika ve umut konularında biraz olsun derinleşebilirken filmin yan karakterler gibi diğer unsurlarında bocalıyor, şakaya fazla yaslanıyor ve derinliği unutuyor. Justice Gang’in inandırıcı bir birlik olamaması (burada göstermeye çalıştıkları zaten düzgün bir birlik olamamaları ama karakterler tek başlarına yeteri kadar sağlam değiller) ve Superman’in biraz fazla kolay yenilmesi, öne çıkabilecek epik sahnelerin azlığı, filmin ağırlığını düşürüyor. DC’nin uzun süredir yaşadığı ton karmaşasının tamamen çözüldüğünü söylemek zor.

David Corenswet’in Superman’i büyük potansiyele sahip. Ortada çok iyi, müthiş denebilecek bir performans yok elbet. Genel oyuncu kadrosu da iyi, ancak filmden çıktıktan sonra “şu oyuncu olağanüstü oynamış” diyemedim. Kendimi de tebrik etmek istiyorum, içimdeki fankızı çıkartıp teknik detayları önemsemeden "Çok güzeldi, 5/5" demeden bu incelemeden sağ çıkabildiğim için...
Superman (2025) bende Fantastic Four kadar büyük bir heyecan yaratmasa da, DC’nin kendi kimliğini yeniden hatırlaması açısından değerli bir film. Eğer senaryo ve karakterlerde “ruhsuz – cıvık” çizgisi arasındaki dengeyi daha iyi kurabilirlerse, çok daha başarılı işler ortaya çıkabilir. Bundan sonrası için farklı karakterler mi eklerler, Clark’ın başına karakter gelişimini tetikleyecek olaylar mı gelir, yoksa karakterleri derinleştiren hikâyeler mi yazarlar, bilemiyorum. Ama ellerinde potansiyel vaat eden bir Superman, Lois ile güçlü bir kimyaları, ve yeni, aydınlık bir evrenleri var. Önemli olan bunları doğru kullanmak, derinleştirmek ve dengeyi kurabilmek.
Genel Puan: 3.5/5
Hikaye: 4/5 - Politik mesajlar, aidiyetlik ve insani yönler güçlü. Cep evren ilgi çekici.
Senaryo: 3.5/5 - Clark & Lois iyi yazılmış; ancak bazı yan karakterler yüzeysel. Mizah fazla kaçabiliyor.
Performans: 3.5/5 - Corenswet çok isabetli, Brosnahan uyumlu. Hoult farklı bir Lex yorumu getiriyor, ama öne çıkan bir performans yok.
Sinematografi: 3.5/5 - Renk paleti güçlü, fakat yer yer yapaylık ve abartı göze batıyor.
Yönetmenlik: 3/5 - James Gunn ton değişiminde ve çekim tekniklerinde başarılı, ama mizah-ciddiyet dengesi bazen şaşıyor.
Kurgu: 4/5 - Akış sorunsuz, tempo dengeli. Ağır işlemiyor.
Müzik: 4/5
Kostüm & Prodüksiyon: 4/5
Temalar/Mesaj: 4/5 - Aidiyet, kimlik, politika, umut temaları öne çıkıyor.
Duygusal Etki: 3.5/5 - Jarhanpur, Clark'ın ailesi, Clark & Lois
Tekrar İzlenebilirlik: 3/5 - Daha sürükleyici epik & aksiyon sahneleri olmalı
Eğlence Değeri: 3.5/5
Yenilikçilik/Yaratıcılık: 4/5 - Renkler, camp ögeler, politik alt metinler taze hissettiriyor.
Yazan: Su Evci



Jor-El intergalaktik bir Hitler değildir, Superman önüne gelenden dayak yiyen hele hele bilgisayar başındaki üç beş inselin komutlarından daha yavaş kalan bir karakter değildir, Clark Kent en ufak özgüven eksikliğinde Lois’e bağıran biri değildir, Ultraman alternatif evrendeki bir Kal-El’dir Lex’in kuklası bir klon değildir, Lois o sadece bir köpek neden bu kadar umursuyorsun diyecek biri değildir, Superman’in DNAsını ele geçiren Lex dünyadaki Clark Kent kimliğini öğrenmeyi düşünmeyecek kadar salak biri değildir… Film baştan sona yanlış, karakterler hiç anlaşılmamış, Gunn bildiği tek film yazma şeklinde yazıp yönetmiş…