top of page

Io Capitano/Kaptan Benim


Matteo Garrone’den, şiirsel bir İtalyanca’yla donatılmış bir film beklemeyin. Senegal’den İtalya’ya varmaya çalışan bir Afrika filmi izletiyor Garrone bizlere. Dogman filmiyle seviyeyi bende çok yükseğe çıkarttığı için bu filmi aşırı sevemedim. Bununla birlikte, düşündürdükleri ve hissettirdikleri dikkate değer. Konu, çok ilginç değil: insan ticareti, göçmen kaçakçılığı, Afrika insanlarının bizlere hem çok yabancı hem çok aşina olan üzücü dünyaları…



Göçler yüzyılında göç filmi çekmekle acaba ödül almak mı hedeflenmiş diye insanın aklına gelmiyor değil. Ancak, beyaz adamın, Afrika’ya çektirdikleri dışında; bu kez, Afrikalıların, kendilerine daha yakın ve yine ezilmiş birileri tarafından eziyete uğratıldıklarını görmek bende farklı bir dehşet uyandırdı. Avrupa’nın sömürüsüne alışkın beyinlerimiz, zayıfın daha zayıfı ezmesinde, açıklanamaz bir tutarsızlık yakalıyor olsa gerek.

 


Ben, filmdeki uçma metaforlarını sevemedim. Hayatın gerçeklerine bu kadar odaklanmış bir filmde yersiz buldum. Benzer şekilde, işkenceci abilerin vasat işkence sahnelerinin, seyirciye dehşetli anlar yaşatıp puan toplamak maksadıyla konduğunu hissettim. Elbette, filmde temsili gösterilen ve sahnesel anlamda eleştirdiğim bu olaylar fazlasıyla gerçek; göçmenler konusunda, ırkçılıksa ırkçılık mottosuyla, tüm dünya ülkeleri olarak nefrette birleşmiş durumdayız. Zaten filmin de beni üzen noktası, bana ne diyerek geri plana attığım hususları, bilinç seviyeme çıkarması oldu.

 


Filmin zirvesi, teknede insan karmaşasının yaşandığı sahne. Bayılan, kusan, havale geçiren, doğuran, kavga eden, azıcık temiz suyu paylaşamayıp döken insan yığını arasında zavallı bir çaresizlikle anlaşma sağlamaya çabalayan 16 yaşındaki bir çocuk. Empati kurmak imkansıza yakın, ama yine de oradaymışım gibi hissetmeye çok yaklaştığım bir sahneydi. Kalp atış hızımın da bana verdiği yetkiye dayanarak gasparvari bir sahne olduğunu iddia ediyorum.

 


Filmin net bir sonu yok. Başrol Seydou’nun gözlerinin içiyle canlandırdığı mükemmel oyunculuğun etkisi ve filmin sonuna hâkim olan sevinç havası nedeniyle, İtalyan kıyılarına ulaştıklarını, kendilerine yardım geldiğini düşünmek istiyoruz. Ama maalesef gerçek hayatta, çok fazla kötü örnek görmüş bulunmaktayız. Boğulsunlar da gelmesinler diye botları delinen mültecileri, sınırlarda sivillerin üzerine sıkılan kurşunları, kurtulur umuduyla sınırın üstünden fırlatılan bebekleri, kucağında çocuğuyla kaçan insanlara takılan çelmeleri düşündüğümüzde muhtemelen Garrone de tıpkı Seydou'ya Unicef tşörtü giydirmesinde yakaladığımız gibi, utandı bu filmi net bir mutlu sonla bitirmekten.

 

92 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page