top of page

Barbie Projesi

Güncelleme tarihi: 28 Kas 2023

Selam Barbieler ve Kenler! Barbie’yi izleyip daha fazla yorum ve analiz duymak için buraya geldiniz… İyi ettiniz. Çünkü konuşulacak çok şey var. “Barbie Projesi” biz insanlara ne sundu ya da ne sunmaya çalıştı mı desem? Büyük bir varoluş felsefesini bizlere salata gibi karışık bir şekilde anlatmışlar...



Öncelikle bahsetmek istediğim konu, bu filmin neden bu kadar izleniyor olduğu. Filmden çıkanlar gerçekten memnun kalıyorlar, çünkü muazzam bir film. Ama çoğu insan, bu filmi daha önceki Barbie filmleri gibi 'Barbieland' veya 'Dreamhouse' tarzı bir masal zannederek izlemeye gelmiş olabilir. “Barbie” isminin burada da harika bir satış oyunu olduğu ortada. İsmi “Barbie” diye, kadınlara ve kız çocuklarına hitap eden bir film değil bu. Herkes izleyebilir. Ama bence yaş sınırı +16 olmalı. Eğer çocuğunuzla gidecekseniz bu filme, çocuğunuz zeki olmalı bence; yoksa anlayamaz. Eğer çocuğunuzu götürürseniz filme, emin olun arabada ya da daha kötüsü metroda, sizlere çok değişik sorular soracak ve delireceksiniz. Demedi demeyin.


Ben bu filmi, kapitalizmin örtbas edilmeye çalışıldığı, komediyle doldurulmuş bir SJW filmi olarak görüyorum. Tabii feminizm ve diğer hakların savunulmaya çalışılması sadece, filmi doldurmak için konulmuş. Bu yüzden örtbas dedim. Senaryoya iyi işlenememiş. Ama var mı, var. Sanki arkadaşlar arasında espriyle anlatılıyor gibi, af diliyorum sizlerden “aptala anlatır gibi” anlatılmış. Bence filmde bu önemli değil.


Barbie'nin duyduğu ilgi onu rahatsız etmiş görünüyor. Ken ise memnun. Yanlarındaki polis memurlarının yüzlerinden anlaşılıyor ki biri memnun biri değil ;)

Barbie izlerken bir anlam arıyorsunuz. Fakat Barbieland’in ve karakterlerin büyüsüne, “MÜKEMMELLİĞİNE” o kadar odaklanıyoruz ki düşünmeyi bırakıp özdeşleşiyor ve kendimizi birer Barbie ve Ken olarak görüyoruz. Filme dalmazsak eğer bazı anlatılar, izlerken yaşadığımız olayı aslında anlatıyor bize. Özellikle ilk perdede yer alan şarkılar… Size özetlemem gerekirse diyor ki “GÜZEL OLMAK İÇİN FAZLA DÜŞÜNMEMEK LAZIM” yani “GÜZEL OLMAK İÇİN APTAL OLMAK LAZIM” demek istemişler. Filmde, insanın kendini, amacını, sebebini, ruhunu anlamadan çevresindekileri benimsemesi veya üçüncü kişiler tarafından yönetilmesi, kişinin tek tipleştiği bir kapitalist dünyaya sürüklendiğini gösteren ana tartışma konusudur.



Barbie bebekler 1959 yılında, porselen bebekleri raftan indirdiğinden beri insanların aklında tek bir düşünce var. Oyuncak firmalarının ürettiği kusursuz bebeklerin, geleceğin insanlarını yönlendirdiği, özendirdiği bir teori. Buna ben teori demiyorum. Çünkü yaşıyoruz. Barbie, geçmişte moda olmuş bir yüz filtresi gibi. Nasıl günümüzde medya sayesinde herkes aynı şeyi yapıyorsa, sosyal medyada OPPENHEIMER ve BARBIE aynı gün çıkacak diye, Oppenheimer’ı tanımayan 8 yaşındaki çocuk bile aynı gün Barbie ve Oppenheimer izlemeyi düşünüyor. (İkisine de yaşın tutmuyor evlat!) Demek istediğim insanların çevresinden/Barbie'den etkilenip kendini yeniden tasarlaması.




Barbie’nin Barbieland hayatını sorgulaması ve herkesin birer amacı varken Klasik Barbie’nin bir amacı olmaması onu varoluşsal bir düşünceye sokuyor. Aynı biz insanların elimizdekilerle yetinmeyip fazlasını istememiz gibi. Zaten en mükemmel Barbie’sin sen. Güzelsin, her şeye sahipsin, yaşlanmıyorsun ve ölmüyorsun. Ama bilmiyorsun Barbie… Sana özenen insanlar var. İnce bacaklar ve kırışıkları olmayan kusursuz beden için…



Filmde Barbie’nin bağı olan bir gerçek insan var. Bu kişi kendini kusursuzlaştırmak yerine Barbie’ye kusurlar veriyor. Böylece Barbie gerçek yaşamın farkına varıyor. Artık her şeyin anlamlaşması ona iyi geliyor. Kendini kabullenmen…


Barbie bebeklerin aslında insanlara yön vermesi bir gerçektir. Ne kadar inkâr etsek de doğrudur. Filmin içinde de bu açıkça anlatılıyor zaten. Barbie’nin yaratıcısı Ruth’un ağzından da bunu duyuyoruz. Anlatmak istediği şudur: “Barbie senin hayatını seçmesin, sen kendi hayatını seç.” (inanmayın kendi BARBIE projelerinin kötü yanını örtbas ediyorlar burada)



Topukları yere basmayan Barbie'nin ayak ikonundan bahsedelim. Filmin başında topuklularını çıkarıp, yere değmeyen topuklarıyla yürüyen Barbie bir süre sonra basmaya başlıyor. Bu gerçek dünyadaki kızın ona verdiği bir yetenek aslında. Neden güzel olmak için yüksek topuklularla kendimize acı çektiriyoruz ki? Kendimiz olalım ve rahat olalım. "Boş verin insanları. Sizleri nasıl görüyorlarsa görsünler." diyor, o uçan topuklu ayaklar. Filmin sonunda rahat bir sandalet bize özgür bir kadının kendi hayatına yön vermesini anlatmakta.



Filmde erkek kadın üstünlüğü yanı sıra erkeğin de kadının da olması gerektiği gibi olması ve kendi kararlarını verebilmeleri ön plandaydı. Tabii bu düşünceye ulaşmadan önce birçok olay yaşandı. Bu durum komedi tabii. Gerçek dünyaya gelen Ken, dünyanın erkekler tarafından yönetildiğini düşünüyor. (Kısmen haklı. Geçmişte birçok haksızlık yapılsa da günümüzde farklı “Barbie Projeleri” sayesinde eşitlik farklı yorumlanıyor.)


Ken gerçek dünyada öğrendiği her ataerkil düşünceyi Barbieland’e taşıyarak “siyahi başkan” Barbie’ye darbe yapıyor. Barbieland’in yıkılmasıyla “Kendom” kuruluyor. Ken’in ve Kenlerin bu davranışı aslında erkeklerin aklının nasıl çalıştığı konusu hakkında bir genellemedir. Düşünmeden aptalca verilen kararlar simgesidir. Kadınların birlik olup Barbieland’i geri alması da feminist düşünceye veya davranışlara örnektir. Erkeklerin ayaklanması, gerektiği zaman kadınların da günümüzde yaptığı gibi eylemlerle farkındalık oluşturabilecek toplumun cinsiyet eşitliğini gösteriyor. Ken'in filmin sonundaki tişörtü de propagandaya katkıdır. "IamKenaough", "Ben Kendime Yeterim". Barbieland'deki erkeklerin kadınlar kadar güçlü olduğunu, ne kadar eşitlik olursa olsun unutturmayacağını yansıtmaktadır. Aynı zamanda “Allan” karakteri Barbielerin tarafında olup, cinsel ayrımcılığın olmadığını gösteren bir karakterdi. Özgür düşüncelerin bir göstergesidir.



Film boyunca farklı Barbie ve Ken tiplemeleri gördük. O oyuncakların canlandırılmasında olmazsa olmaz eşcinsel göndermeleri vardı. Bence yerinde kullanılmış. Homoseksüelliği sadece cinsellik anlatmaz. Bunu jest ve mimikler ya da birkaç söz de belirleyebilir. Bu konuda bunu başarılı buldum. Stranger Things de iyi vermişti bunu.


Evet Barbie Projesi hakkında bayağı konuştuk. Şimdi gelin Barbie konuşalım.


Filme en başta 5 yıldız yerine 17 yıldız vermek istemiştim fakat senaryosunda bazı eksikler var ve kafamı gerçekten karıştırdı. Bir filmde mesaj vermek zorunda değilsin ama niye zorluyorsun. Her şeyi koyacağım diye filmde bazı konular bir yere varamıyor. Üstünden geçip bırakıyorsun. Özellikle şu küçük kız Sasha… Bir “Bratz” bebeği gibi ortaya çıktı ve kötüydü. Barbieland’e giden yolda neyle yüzleşti ki birden annesini ve kendini bir şey zanneden Barbie tarafına geçti? Birdenbire Barbie-Bratz Kadın Kolları kuruldu sanki. Bu yardımcı oyuncu, evet günümüzdeki kızları temsilen o filmdeydi. Fakat Barbieland’de yeri yoktu. Bunun dışında ofis çalışanı olan erkekler. Çok garip değiller miydi? Ya onlar da birer oyuncak gibi varlıklar ve yönetiliyorlar ya da erkekler gerçekten aptal. Siz ne dersiniz?

CEVAPLARINIZ?

  • OYUNCAKLAR

  • APTALLAR


NOT: Ben bir Barbie hayranı değilim bu yüzden sizlere Barbie göndermelerini ayrıntılı açıklayamam. Ayrıntılı Barbie odaklı yazıyı Ben İzledim Barbieland şubemizdeki "Su Evci" yazacak. Yazıyı yazdıysa buraya link bırakırım.



Benim filmde hayran olduğum sahnelerin başında müzikal sahneler var. Bayılıyorum müzikallere ve danslara. O kadar harikaydılar ki. Parti gecesindeki dans muazzamdı. O kadar heyecanlandım ki Apple Watch’um bana uyarı verdi “Hareketsizken yüksek kalp atışı algılandı”. Renkli karakterler, havalı danslar, matematiğiyle uyuştuğum müziği… Özellikle en iyi müzikal sahnesi Kenlerin şarkı söyleyip dans etmesiydi. Ben en büyük Ryan Gosling hayranı olarak ağzım açık kaldı. Herkes çok iyiydi. Acayip iyiydi (Tabii ben Ken bebeklere özenip saçımı sarı yapmayacağım merak etmeyin. Ama pembe limonata içtim.)


(Tabi ben Ken bebeklere özenip saçımı sarı yapmicam merak etmeyin. Ama pembe limonata içtim.)




Dua Lipa’ya ön yargıyla yaklaştığım doğrudur. Gerçekten itici karakterinden dolayı müziklerine bile bakmazken. “Dance The Night” şarkısını metroda yolculuk yaparken dinliyorum artık. Hatta bu yazının taslağını yazarken de şu an açık.


Bu arada Dua Lipa’ya da bir deniz kızı Barbie rolü verilmişti. Harika cameolar yer alıyordu filmde. John Cena da deniz kızıydı. Her yerden çıkıyor bu herif. Onun dışında Barbie’nin geçmişine göndermeler, cameolar yer alıyordu. (Fazla ayrıntı vermiyorum, Barbie’nin yaratıcısı ve kızı Barbara hakkında bilgileri araştırmak bana sıkıcı geliyor. Onları sizlere Su Evci yazıp yayımlayacak.)


Oyuncular iyiydi. Oyunlar iyiydi. İyi yönetilmişti. Fakat teknik olarak kurguda bazı devamlılık hataları gördüm. O da önemli değil. Eğlenmek için harika bir filmdi. Biçimsel olarak incelemeye değmez bu film. Senaryo bir tık karışık ve hatalıydı sanki diyebilirim, o kadar.



Barbie'nin kardeşlerinden de bahsetmek istiyorum. Ben bu Roberts ailesine bayılırdım. Keşke kardeşlerini de görseydik dedim. Skipper'ın ismi geçti ama daha fazla görmedik. Film bir Barbie masalı yerine bir "SİLAH" gibisinden kullanıldığı için sadece KEN ve BARBIE yani Erkek ve Kadın karakterleri göstermek istemişler bence. Zaten aile filmi olsaydı Roberts ailesini görürdük.



Wizard of Oz, Clueless, 2001: A Space Odyssey, Rocky, Bratz” pastişleriyle donatılmıştı film. Bir de “Matrix” göndermesi vardı! Bayıldım o sahneye! Garip Barbie aslında hikâye anlatımının önemli adımlarından birini temsilen ordaydı. “Yol Gösteren Bir Büyücü” gibi… Morpheus gibi… Bir eline Barbieland’de kalıp giyebileceği topuklu ayakkabıları, diğer eline de gerçek dünyada insanların giydiği parmak arası sandaletleri alıyor Tuhaf Barbie.


Barbara gerçek dünyaya yol alıyor bu sahnede.

Bu arada.. Arkadaki sinemaya bakın. Wizard of Oz var.


Gerçek dünya demişken filmde anlam veremediğim bir diğer şey… Gerçek Dünya ve Barbieland arasında nasıl bir bağ var? Nasıl bir fiziksel güçle oraya geldi? Büyü falan yok ortada. Portal da açılmadı. Oppenheimer bunu da açıklasın! Roket, karavan, tekne, bisiklet derken LA’da buldular kendilerini.


Filmde anlaşılmayan akılda soru bırakan konular vardı. Ama akışına bıraktım. Ana akım filminde eğlenmeye bakın! Benim gibi fazla düşünmeyin. Düşünürseniz güzel olamazsınız, eğlenemezsiniz. Ben filmin şarkısına bile takıldım. Şarkı tamamen bir propaganda. Nasıl da eziyor biz insanları. Ama fazla düşünmeyin dediğim gibi. Siz, siz olun, aldırmayın. Bakın Allen’a ne kadar da mutlu.


Neden "Allan" karakteri için seçilen oyuncu tanınıp ama ismi bilinmeyen biri? Neden bu oyuncu hep ezilen karakter oluyor :D


O, Michael Cera!



 

192 görüntüleme4 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

4 Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
Guest
Jul 26, 2023

Elinize sağlık

Like

Guest
Jul 26, 2023
Rated 5 out of 5 stars.

inanılmaz müthiş bir film fatihciğim.

-Celal Ş.

Like

Guest
Jul 26, 2023
Rated 5 out of 5 stars.

Çok uzun okumadım ne diyo


Like

Guest
Jul 26, 2023
Rated 5 out of 5 stars.

Çok başarılı bir inceleme olmuş.


-Tufan Kal

Like
bottom of page