top of page

John Doe: Vigilante

Güncelleme tarihi: 28 Kas 2023


Tarihsel anlamda ceza hukuku, kurumsallaşma öncesi dönemde, kısas ve kan davasına dayalıydı. Bu, feodalleşmenin hız kazanmasıyla büyük bir şiddet seviyesine ulaştı. Kimin haklı, kimin haksız olduğu belirlenmeksizin, herkesin kendi adaletini uygulamaya çalıştığı bir yapı oluştu. Rus romanlarındaki düelloya davetler abartı veya çarpıtma değil yani, tarihsel gerçeğin ve "hukuksuzluğun" ta kendisi.


İlerleyen süreçteki kanunlaştırma çalışmaları ise adaleti sağlamak adına şiddeti, bireylerin elinden alarak, devletin eline verdi. Son tahlilde şiddet azalmadığı gibi, devlet eliyle gerçekleştiği için kurumsallaştı ve gerçek adalet de sağlanamadı.


Aydınlanma çağı ve hümanizm düşüncesiyle birlikte suçlar ve cezalar arasında orantılılık bulunması; cezaların, insani olması gerektiği gibi ilkeler kabul edilmeye başlandı. Giderek, sanık hakları önem kazandı. Bedensel cezalar, yerini parasal cezalara ve hapis cezasına bıraktı. Ödettirici ceza adaleti, yerini, önleyici ve ıslah edici ceza adaletine bırakmaya başladı. Tüm bunlar, failin iyileştirilip topluma yeniden kazandırılması üzerine kurulu anlayışlar olduğu için, koşullu salıverme, denetimli serbestlik ve cezaların kısa tutulması gibi sonuçları gerektirdi.


Günümüzde varılan nokta, John Doe filminin ana temasında görüleceği üzere, faile ödettirme anlayışından tamamen çıkılmasına yol açtı. Cezaların yetersizliğinden şikayetçi olan halk ve suçun mağduru, ödettirme konusunda hiçbir tatmine uğramadığı için, filmde adeta geçmişteki kısas dönemine geri dönüş yaşandığını görüyoruz.


John Doe: Vigilante

Özellikle konu, cinsel suçlar olunca, toplumun hassasiyeti zirve yaptığı için, verilen kısa süreli cezalar ve yeniden topluma kazandırılması amacıyla adalet sisteminin faile sunduğu şanslar kişilerde haksızlık hissine neden oluyor. Tek bir kişinin harekete geçmesiyle, sessiz çoğunluk, linç kültürüne başlıyor.



Muhabir Sam Foley’den görebileceğimiz gibi insanlar, onunla özdeşim kurarak başkaları üzerinden intikam duygularını tatmin etmeyi amaçlıyor. Bütün bir ülke; halkıyla, polisiyle, basınıyla, suç işleyen bir kişiye destek oluyor.


Daniel Lissing

Polisin, John Doe’yu yakalamakta gecikmesine, isteksiz olmasına rağmen, John Doe’nun yeni bir suç işlememesi için alınan büyük çapta önlemler görüyoruz. Film boyunca, şehrin her yerinde kameralar ve helikopterler görüyoruz. Bu da aslında, suçluluğu ortadan kaldırmaktan ziyade, kontrol edebilmeyi sağlamaya çalışan bir neoliberal devlet politikası olarak değerlendirilebilir.



Filmin devamında, adaletin bu şekilde de sağlanamadığını görüyoruz. Çünkü, “gereken” adaleti sağladıkları iddiasında olanlar, adalet sağlamada kantarın topuzunu kaçırıyorlar ve suçlu olduklarını düşündükleri insanlar yanında, bunları savunan avukatlara da, suçu onlar işlemedikleri halde saldırmaya başlıyorlar. Uygulamaya çalıştıkları kısasın da gerçek bir göze göz, dişe diş olmaktan çıkarak, orantısızlığa ve işkenceye vardığını görüyoruz.


 Lachy Hulme Ken Rutherford

Bunun yanında, filmde John Doe’nun ve Ken Rutherford’un diyalogları aracılığıyla adaletin, asla tek bir kişi yönünden değerlendirilemediğini de anlıyoruz. Bir kişinin öldürülmesinde, meşru müdafaa, üçüncü kişi lehine meşru müdafaa veya bunun dışında bir başka hukuka uygunluk sebebi ya da ceza sorumluluğunu azaltan başka bir sebep olabilir. Bu diyaloglar sayesinde, John’u dinlerken John’a; Ken’i dinerken Ken’e hak veriyoruz. Bu da esas itibariyle olayın taraflarının gerçek adaleti sağlama konusunda büyük yanılgılar içine düşebileceğini ve mutlaka bir üçüncü kişinin -bağımsız ve tarafsız hakimin- olaya dahil olması gerektiği sonucuna götürüyor bizleri.



Örneğin, Ken ve John’un diyaloglarından birinde John, Ken’e, eğer biri, boğazına bıçak dayasa ve bu olayın 10 saniye öncesinde olayın yaşanacağını bilecek olsa, olay yaşanmadan bu adamı öldürüp öldürmeyeceğini soruyor. Buradan, John Doe’nun, kendisinin bir tür, üçüncü kişi lehine önleyici meşru müdafaa gerçekleştirdiğini düşündüğünü anlıyoruz. Ayrıca suç işlemiş insanların, yeniden suç işleyeceklerine olan inancı da ortaya çıkmakta.

Ken ve polis memurunun konuşma sahnelerinden birinde, polis memuru, çocuk istismarcısını öldüren bir kişidense, genç ve masum bir kadını öldüren bir kişiye öncelik verdiğini söylüyor. Görevi, failleri yargılamak olmayan, maddi gerçeğe ulaşmak için delil toplamak olan bir kolluk görevlisinin, önüne gelen olayda kendi değerlerine göre faili yargıladığını, adeta bir engizisyon soruşturmacısı gibi hem soruşturma hem de kendi içinde bir yargılama yaptığını görüyoruz.



John Doe’nun etkisiyle ortaya çıkan toplulukların, suçluları hedef almasına rağmen, toplumda suç işlemeyen insanları da korkuttuğunu, sonuçta, adalet sağlama görevini üstlenen bu topluluğun, adalet tanımaz bir küçük yapıya döndüğünü görüyoruz. Benzer şekilde, John Doe’nun suçları işlediği bölgede gece vakti iş yerleri kapatılıyor ve bu bölgenin ekonomisinin bundan fazlasıyla zarar gördüğü belirtiliyor. İş yerlerinin, işlerini kapatmalarını da, toplumun, suça uğramamak için aldıkları önlem olarak değerlendirebiliriz. Çünkü bunu yapmayıp zarar gördüklerinde, neoliberal devlet, işlenen suçları bilmelerine rağmen önlem almadıkları için zararlarını karşılamayacaktır.


Filmin bir noktasında muhabir Sam ve Ken arasında geçen bir diyalogda Sam, John Doe’nun fiillerini, devlet tarafından savaşa gönderilen bir askerin fiillerine benzetiyor. Devlet adına benzer fiiller işlendiğinde, masum insanlar ölmüş olsa dahi ahlak çerçevesinde bunların tartışılmadığını; ancak sıradan bir vatandaş, devletin askerinin gerçekleştirdiği fiilleri gerçekleştirdiğinde devletin, bunun hesabını sorduğunu ifade ediyor. Neoliberal devletin, kararları sorgulanamazken, bireyler sorgulanabiliyor.



Filmde dikkat çekici bir nokta, John Doe’nun, en başında aslında genel adaleti sağlamak gibi bir amacı olduğu düşünülmesine rağmen, film sonunda aslında kendi kızına işlenen suç sonucu böyle bir adalet yaratma girişiminde bulunduğu anlaşılıyor. Ayrıca, John Doe’nun en büyük destekçilerinden biri olan muhabir Sam’in de annesinin, daha önce bir suç sonucu öldürülmüş olduğunu öğreniyoruz. Bu, bir miktar da olsa, kendine dokunmayan suçlar konusunda bireylerin sessiz kalma taraftarı olduğu şeklinde düşünülebilir.


69 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page