top of page

Enola Holmes 2 - Moriarty Dönüyor!

Sherlock Holmes filmlerinin ve kitaplarının çok geniş bir kitlesi var. Hayranları bu içeriklere bayılıyorlar. Netflix 2020 yılında, Sherlock hayranlarına bir sürpriz yaparak Holmes Ailesine bir küçük kız ekledi. Enola Holmes! Holmes Ailesinde zekâ genetik olmalı ki Enola da ağabeyi kadar zeki.


Enola Holmes filminin ikinci filmi geçtiğimiz günlerde yayımlandı ve pozitif ilgi toplamayı başardı. Başrolde Millie Bobbie Brown ve Henry Cavill var. Harry Bradbeer ise yönetmen koltuğunda. Sherlock kültürünü yansıtan, başarılı polisiye öyküsü ve komedisi de eksik olmayan bir yapım olmuş.



İkinci filmi incelemeden önce ilk filmini biraz hatırlayalım.


Enola ilk filmde, ilk vakasıyla gün yüzüne çıkıyordu. Çözmeye çalıştığı vaka, tanıştığı Lord Tewkesbury’nin amcasının onun mülküne göz dikip, ona kumpaslar kurmasıydı. Enola bunu çözerken kendine bir erkek arkadaş da edinmiş oldu. Bu hikâyenin yanı sıra bir yan hikaye de Enola’nın kaçan annesini bulmaya çalışmasıydı.


Enola Holmes 2 filmi geçmişte gerçekten de yaşanmış olan bir konuyu ele alıyordu. Kibrit fabrikasında çalışan genç kızların, işverenin ihmali sonucu fosfordan ölmeleridir. İş yeri sahibi de bu olayı örtbas etmektedir. Bu örtbas yapılırken polislere de rüşvetler veriliyor tabii ki. Holmes kardeşlere sahte kanıtlar da sunarak onları yanıltmaya çalışıyorlar ama işe yaramıyor tabii ki. Enola’yı kendi cinayetleri için suçlayıp tutuklasalar da Enola, annesinin yardımıyla hapisten çıkıp dedektifliğine devam ediyor. Çözmeye çalıştığı vaka, gerçekleşen ölümleri örtbas eden iş yeri sahibinden kanıtları çalan kibritçide çalışan kızı bulma çabasıdır. Kız aslında burnunun dibindedir ve bulur. Beraber çalışarak kanıtları dünyaya sunmak istiyorlardı, fakat zanlılar kanıt sayılan çalışan belgelerini yok ediyorlar. Artık ellerinde kanıt yoktur, fakat Enola ve çalışan kız Sarah fabrikaya gidip protesto ediyorlar. Tüm kızlar orayı terk ediyor ve vaka çözülüyor.



Bir dedektif/polisiye filmi izliyor olabiliriz. Ama benim gözümde (aslında olduğu gibi) bu film, bir sosyal farkındalık yaratıyor. Kadın bir Holmes, hatta iki Kadın Holmes… Enola’nın annesi de harika, güçlü bir kadın. Kadınların eskiden de güçlü olduğu gösteriliyor. Kadın hakları henüz tanınmamışken bile o kadınlar her zaman güçlüydü. Bu film bize bunu gösteriyor. Aynı zamanda bu ikinci film, sınıf ayrımına ve işçi haklarına da yer veriyor. Kibritçi kızların hepsi orada köle olarak kullanıldıklarının farkındaydı ama korkuyorlardı. Enola ve Sarah onların güçlü olduğunu hatırlatarak, protesto edip o fabrikadan çıkmalarını sağladı. Kadınların ön planda olduğu bir filmdi aslında bu. Ve çok başarılıydı.




Bu yazımda gerçek Sherlock kitaplarını konuşuyor gibi inceleme yapıp dedektif oyunu oynamayacağım. İçeriğin amacından ve biçimsel özelliklerinden bahsetmek istiyorum sadece. İçerikle devam etmek gerekirse filmin gizemi çok iyi işlenmiş. İzleyiciyi düşündürüyor ve serüvene sürüklüyor. Senaryosunun bu konuda başarılı olduğunu söyleyebilirim.



İçeriği orijinal Sherlock hikayeleriyle karşılaştırmak istiyorum. Bu filmde henüz görmediğimiz bir isim var; o da Dr. Watson. İlk ve ikinci filmde John Watson yoktu ve Sherlock’un yanında bu eksiklik gerçekten de hissediliyordu; Sherlock başrolde olmasa da. Filmin credits sahnesinden hemen sonra bir sahne bizi karşılıyor. Enola, ağabeyi Sherlock’a bir oyun oynayıp onu Watson’la tanıştırıyor. Karakteri ilk gördüğümde şaşırdım. Çünkü beyaz tenli sarı saçlı bir John Watson beklerken beni, Hint kökenli İngiliz oyuncu olan Himesh Patel karşıladı. Bu kesinlikle ırkçılık değildir ama oyuncu gerçek kültüre hitap etmiyor bence. Sir Arthur Conan Doyle zamanında bu karakterleri yaratırken ne düşündü bilemem, ama romanlarda yarattığı karakter bu değildi onu biliyorum. Ticari amaç ve toplumsal eşitlik söz konusu olunca artık film karakterlerinin ırkları ve cinsiyetleriyle de oynanabiliyor sektörde. Cinsiyet demişken, bu filmde Moriarty’i de tanıdık. Filmin sonunda adamı merakla görmeyi beklerken beni bir kadın karşıladı. İsmini de değiştirmişler “Mira Troy” yapmışlar. Karakterimiz hem kadın hem de siyahi. Yanlış anlaşılmasın ırk ayrılığı değildir bu, sadece olması gereken karakterden ne kadar uzak biri olduğunu anlatmak istedim. Bu karakter seçimlerini yapım şirketleri artık çok yapıyorlar. Hikayeleri değiştirerek farkındalık yaratmaya çalışıyorlar.



Moriarty o kadar hafife alınmaması gereken bir karakter. Filmin sonunda olaylarda Mira Troy’un da parmağı olunca onu da tutukluyorlar, ama onun kaçtığını bir gazete haberinde görüyoruz. Moriarty’nin olduğu bölümlerin çok yakında geleceği haberi verilirken aklıma başka teoriler de geldi. Mira Troy aslında gerçek Moriarty’nin bir kuklasıysa, Moriarty gelip büyük oyunlar oynayabilir. Hatta bu dava belki sadece Sherlock’a kalıp bir spinoff olarak Sherlock filmi izlesek… Aklımda değişik fikirler dönüyor sürekli.


Filme 8/10 puan vererek, filmi başarılı bulduğumu hatırlatmak isterim. Sizlerin de yorumlarını merak ediyorum. Yorumlarda buluşalım dostlar!



 



İlgili Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page