top of page

The Exorcist: Hayat değiştiren film.

Güncelleme tarihi: 17 Eyl 2022

Hayat değiştiren film? anlamı güçlü ve klişe bir tanımla.


Ancak henüz 8-9 yaşındayken her şey o kadar korkutucu ki. Özellikle dinle alakalı korkular. Mesela ben kendimden örnek vereyim, mutlaka çoğu insanda aşağı-yukarı böyle endişeler olmuştur.


"Yemin edip bozarsan cehenneme gidersin"

"Kutsala küfretmenin çok günah olması ve beynin istemsiz bu korkudan ya küfredersem diye vesvese yapması."

"Cin, üç harfliler”


Cehennem kavramı, Yaratıcının korkusu bir yana 90'larda Türk medyası Saadettin Teksoy ve çeşitli gerçeklik programları altında bizim izlemememiz gereken bir sürü korku unsuru program yapıyordu. Mesela bir evde adamın teki namaz kılarken taşlanıyormuş. Olaya bakın. Exorcist filmi zaten yaşanıyormuş o zaman?



1999-2000 tarihleri arasında Şeytan (Exorcist) filmlerinin tanıtımları başladı. Televizyon reklamını hatırlıyorum. Küçük, masum bir kız birden canavara dönüşüyor. Bu şekilde kafalarda merak uyandırmıştı. O dönemler CD ya da DVD üzerinden film değiş-tokuşu yapardık. Bir arkadaşım Şeytan'ı izlediğini, aşırı derecede korktuğunu, kızın kafasının ters çevrilmesi, yatağının ve yatağının üzerinden yukarı kalkması falan aklımızı aldı. Mavi ilkokul önlüklü 10 yaşındaki çocuk sanki kendisi böyle bir olayı deneyimlemiş gibi anlatıyordu; biz de bütün odağımızla onu dinliyorduk. Sonra filmin kopya (korsan) CD'sini istedim.


CD'yi eve getirdim. AVSEQI dosyası açıldı.


Ezan sesinin geldiğini hatırlıyorum filmden. Irak’ta kazı yapılırken genç bir peder Pazuzu adlı bir şeytan heykeli çıkarıyordu yer altından. Ezan, sıcak, sarı tonlar, yönetmenin bilinçli olarak şehirde jump scare hileleri yapması da cabası.

Friedkin başlangıçtaki sahnelerin uzun olmasını, sessizliği göstermenin daha sonraki büyük sahnelerde daha fazla etki yaratması için bir temel inşaa etmek olarak yorumluyor. Irak'tan sonra film içindeki zamanda sonraki yıllara, Amerika'da yalnız bir anne ve henüz 10-11 yaşındaki kızıyla ilişkilerine şahit olduğumuz bir zamana gidiyoruz. Bir süre sonra küçük kızda "anormal" olaylar oluyor. Psikiyatri, korkutucu tıp tahlilleri ve operasyonları filmin korku ritmini arttırıyor.


Bir süre sonra o meşhur Regan'ın yatakta zıpladığı sahne. Ailenin endişe içinde kalıp son çare olarak bir rahibe başvurmaları. Konunun teolojik kısmı hakkında bir mantık yaratılması vb. gibi sahneler devam ederken kız artık dünyadan kopmuş, fiziksel yapısı değişmeye başlamış, ses tonu erkeksi-şeytani bir hal almaya başlamıştır.


Ve o müthiş sahne. Regan bir yatağın baş ucunda geceliği ile otururken vücudu sabit bir şekilde kanlı ve deforme olmuş suratı arkaya döner.


Ve ben cd yi çıkarırım terliklerimle kendimi dışarı atarım. "Ben az önce ne izledim lan" cümlesini ilk kurduğum zaman olabilir. Daha ilk sahnelerde bu kadar korkunçsa devamı nasıl olabilir ki? Herhalde aklımı yitiririm diye düşünmüştüm. Buraya kadarki deneyimin bile bana çok zarar verdiğini düşünüyorum. Filmlerin içerikleri açısından her türlü sansüre karşı olsam da filmin izlenme kısmında yaş kısıtlamasının olmasını ve bunun ciddi şekilde denetlenmesi gerektiğini savunuyorum. Bir psikiyatrist veya nörolog değilim ancak bununla ilgili çalışmaları okuyup ayrıca bir dosya yazısı yapacağım.


Korku, özgüvenin en büyük düşmanıdır. Özgüven ise sizin potansiyeliniz ve potansiyelinizin üzerinde bir sürü beceri ve yeteneği kullanmanızı sağlar. Korku, büyük bir zaman kaybıdır. Yaratıcılığa ket vurur, odaklanmakta güçlük çekersiniz. Bir nevi engelliliktir. Bazı yerlere yalnız gidemezsiniz, bağımlı olursunuz (her anlamda), korkuyu bastırmak için yapmanız gereken şeyler değil de kafanızı meşgul edecek diğer şeylere yönelirsiniz. Eğlence veya rahatlıkla korkularınızı bastırmaya çalışırsınız.


İşte benim için hayatımı değiştiren bir film oldu Exorcist. 9-12 yaş arası tamamen bir önceki paragraftaki kısır döngü ve birbirinin peşini bırakmayan silsilelerle geçti. Gerçekten o dönemde izlememem gereken bu filmi izlememin yasaklanması gerekirdi.


Bu korku, sadece kendi hayatımın çocukluk zamanlarını değil, ileriki yaşta başka nedenlerle nüksedecek çeşitli ruhsal sıkıntıların, kafa karışıklıklarının, radikal seçimlerin temelini oluşturacaktı. Yoksa çocukken çok küçük yaşlarda bilgisayara erişebilen, ülkedeki devasa etkinliklere katılabildiğim sevgi dolu, orta-üst sınıfa ait bir çocuktum işte. Hayat güzeldi.

Profesyonel İzleyiş

Tabii artık Psikoloji bölümüyle üniversiteye başlayıp daha sonra sinema bölümüne geçince hem filmler ve hem de bu insanlar neymiş hakkında daha açıklayıcı ve bilimsel olarak gözlemlerim olmaya başladı. 20'li yaşlarımın başında Exorcist dosyasını açtım artık. Neymiş bu film, nasıl çekilmiş, filmin sosyolojik boyutu neymiş.


Exorcist filmi nasıl ortaya çıkıyor?

Bir kitapla. Kitap daha önceki yıllarda bir kasabada gerçekleşen olaydan esinlenen bir yazar tarafından kitaplaştırılıyor. "Gerçekten" vuku bulan olayla çok alakası yok kitabın. Daha çok ilham üzerine yazılmış bir kitap denebilir. Ancak film, kitap ile oldukça örtüşüyor.


Kitap bestseller olunca, Warnerbros o dönem yönetmen arayışına giriyor. Stanley Kubrick sadece kendi senaryolarını çektiği için kabul etmiyor. Diğerleri de farklı nedenlerden reddediyor. İş, French Connection filmiyle Oscar kazanan William Friedkin'e kalıyor.



Bu filmde ne oluyor kısaca?

Bir peder yıllar önce kuzey Irak'ta kazı çatışmasında bir heykel görüyor. Heykeli incelerken birden arkadaki sarkaçlı saat donuyor. Anlıyoruz ki bu heykelde bir olay var. Sonra sekans değişiyor ve yıllar sonrasının Amerika’sına gidiyoruz. Aktris bir anne ve küçük kızı arasındaki sevgi gösterileri, şakalaşmalar vb. izlerken kızın yatağında sallantılar oluyor. Doktora gidiyorlar. Kas sıkışması deniyor, histeri deniyor, deniyor da deniyor. E artık yatak havalanıyor dediklerinde psikiyatriste gidiliyor. Onlar da telkin yöntemiyle tedavi edelim, ruh çıkarma seansı yapın diyor. Ruh çağırma seansına da hem rahip hem de psikiyatrist olan Rahip Karras geliyor. İnancı da zayıf halde. Karras'ın yanına da tecrübeli birisini vermek adına paragrafın başındaki esrarengiz heykel ile karşılaşan peder, yıllar sonraki bu şeytan çıkarma seansına çağrılıyor. Konuşmalardan ve olan olaylardan anlıyoruz ki şeytanın küçük kızla bir sorunu yok. Bu heykeli bulan rahiple ve genel olarak dinle... Yani şeytan yine şeytanlığını yaparak ölümlere, kötü olaylara sebebiyet veriyor ama kızın içinden çıkıyor. Absürt bir dedektif-rahip diyaloğu ile film bitiyor. Nasıl, böyle anlatınca basit, saçma bir film değil mi? Eh ne zaman, nerede, hangi duyguda, hangi amaçla, hangi altyapı ve okumalarla izlediğinize bağlı olarak hem bir başyapıt hem de rezalet bir film olabilir. Sadece döneme göre görsel efektlerin, görüntü yönetmenliği kalitesi tartışmaya kapalıdır benim nezdimde. Harika bir film, teknik olarak -zamanına göre-.

Kardeşim biz 12 yaşında böyle rolde oynayacak birini nasıl oynatacağız?

Filmin yetişkin oyuncuları zaten daha önce bilindik isimlerden oluşuyor. Rahip Karras dışında. O da tam olarak kendini oynuyor diyebiliriz. Çocuk oyuncu seçimlerinde ise 100 farklı çocuk arasından Linda Blair seçiliyor. Blair, inanılmaz sevimli, enerjik, her şeye tamam diyen bir kız; ama yine de ortalıkta neler olup bitiyor çok farkında değil. O dönemde sendikalar zayıf, çocukların, bir rehber eşliğinde sette zaman geçirmesi gerekiyor. Söylendiğinde göre ablası ona eşlik edecekken sete çok nadir geldiği söyleniyor. 10 yaşındaki Blair, orta yaşlı teknik ekibin harala gürelesi, mekanik efektler, kamera, ışık, set kurulumu içinde aylar boyunca ortada yaşıyor. Film, bir çok nedenden dolayı 10 haftaya yakın bir sürede çekildiğinden özellikle Linda'nın psikolojisinin ilerleyen yıllarda çok stabil olmaması için büyük bir zemin hazırladığını düşünüyorum.


Blair, kendisini "Ben Disney Prensesi" olacaktım diye düşlerken, tüm zamanların en korkunç sinema karekterine dönüşmesi büyük bir talihsizlik. Üstelik oyunculuk konusunda yeteneğini konuştururken uzun çalışma koşullarında şımarıklık yapmaması hatta filmin daha gerçekçi olması için -biraz da teknolojinin yeterince gelişmemesi nedenlerinden- soğuğa, sakatlanmalara, hafif yararlanmalara maruz kalıyor. Psikolojik yıkımı set arkası videolarında gözlemleyeceğimiz işaretler barındırmasa da Lindra Blair'in kariyeri boyunca Exorcist dışında büyük bir yapımda oynamaması -yeteneğine ve o dönemki şöhretine rağmen- Exorcist sonrası toplumun Linda'ya bakışındaki tedirginliği, film yapımcılarının daha neşeli, sevimli kız çocuğu rolleri vermesinde isteksiz olmuş olabilirler. Daha sonra Linda kendini içkiye ve uyuşturucuya veriyor. Bu da stabil bir oyunculuk kariyeri için başlı başına sorun yaratmış olabilir.


Rahip, Rahip gibi olsun ama oyunculuk da yapsın.

Jason Miller (Damien Karras karakteri) Yönetmen Friedkin’in ilk tercihi değildi. Friedkin, Jason Miller ile tanıştıktan sonra konuşmasında sorunları olan, vücut dilini beğenmediği biri olarak Miller’i kafasında iptal eder ve başka bir oyuncuyla anlaşır. Ünlü birinin, özellikle dini hassasiyeti yoksa filmlerde din adamını oynamasını samimi bulmadığını söylüyor Friedkin. Bu yüzden ya hiç bilinmedik bir oyuncu bulacak ya da gerçekten rahip birisini. Bu yüzden Miller “Beni deneme çekimine almalısın” demesine ilk karşı çıksa da sonra da kabul ediyor. İlk izlenimini beğenmemesine rağmen kamera karşısında Miller devleşiyor. Kamera bayıldı diyor Friedkin. Miller'ın, Damien karakteriyle aynı inanç krizine sahip olması da Friedkin için Damien karaterini Miller'ın oynaması için etkisi büyük bir olay. Friedkin hem Regan'ı hem de Miller'ı, Burstyn ile doğaçlama oynatıp deneme çekimi alıyor.


Hiç veya çok az, ismi bilinmeyen oyunculardan büyük oyuncular çıkarmak sinemacılar için büyük bir ustalık meselesi. Normal hayatında hal ve hareketleri oyun için yetersiz gibi görünen insanlardan sinema ve televizyon yapımları söz konusu olduğunda gayet yeterli olabiliyorlar.


Kızın kafası nasıl 360 derece dönüyor? Hem de 1974 yılında.


Adamlar bildiğimiz robot yapıyorlar. Makyaj departmanı orijinalinden daha canavarca bir makyaj yapıyor robota. Aslında ikonik Exorcist suratı Linda Blair'in suratına yapılan makyaj değil robota yapılan makyaj. Gözleri uzaktan kumandayla oynatılıyor bir de ağzından buhar çıkartılıyor. 74 yılında yapılan bu işlemlerin hepsine özel efekt deniliyor

Şimdilerde dijital efektlerle işler halledilir. 74 yapımı Exorcist de meşhur örümcek yürüyüşü mekanik efektlerle yani misin gibi şeffaf iplerle akrobatik hareket yapan hanım kızımızın destek ipleri bariz belli oldığundan o sahne atılıp, bizim gibi 90 lıların aklını alan 99 sürümünde bu sefer dijital efektle ipler silinerek sahne konuluyor.

Yazar & Yönetmen Çatışması

Yazar istiyor ki kitabı bestseller olmuş aşırı bir iş oraya çıkmış. Filmi çekilirse ben de karışırım yönetimine, çekimine diyor. Fakat yönetmen ve WB bir 25 dakikalık sahneyi atıyorlar. Sonuçta bu bir endüstri, filmin akıcı olması lazım. Bu nedenle o 25 dakikalık kesinti için 74 yılından, Blue Ray release e gelen süreye kadar (99) küs kalıyorlar. Ancak yeni sürümde 25 dakika geri gelince aralarındaki beef bitiyor. Buna rağmen roman uyarlaması olarak the Exorcist filmi hem yazarı hem okuyacakları tatmin eden ender filmlerden denebilir.


Büyüme Korkusu

Filmle hatta daha köküne bakarsak kitapta büyümenin bir metaforu yapılıyor olabileceği ile ilgili yazılar okudum. Belki biraz aşırı okuma olabilir ama bu metafordan yola çıkıp senaryoyu kurmak çok zekice olurdu veya oldu yazarın niyeti buysa.


O da Regan’ın büyüyor oluşu. Annesi ile birlikte dergi kapağında yer aldığı görüntüsünü “olduğundan daha yaşlı” bulan anne telaşıyla dergiyi yatağından çekivermesi, hastanede Regan’ın agresif ve yetişkin küfürleri kullanması ve bunu annenin kabullenmemesi “o daha çocuk” olarak birkaç defa yinelenen bu tür olayların olması ergenlik metaforu için yeterli değil tabii dahası var...



Mesela kızın mastürbasyon yapması bunu ona şeytanın yaptırması yine ergenliğin, masumluktan çıktığı anlamını taşıyan tasvirler olarak gözükmekte. Suratının sürekli değişmesi, basit-ufak tefek yaralardan canavara dönüşülen yerlere de ergen bir bireyde akne, sivilce, kıl, tüy vb büyümesi genel olarak çirkinleşme denilebilir mi hocam? Dersin demek serbest ama film bunu metafor olarak açık bir şekilde kullanmıyor.


Allah korkusu

Öncelikle filmdeki Karras dahi inanç krizinde. Anne kitapta radikal bir ateist olarak betimlense de filmde “benim ve kızımın inancı yok” diye geçiştirilen bir plan var. Yazarın yapmak istediği çatışma, radikal bir ateistin rahip ve kiliseden medet umarak şeytan ayini çıkarma peşine düşmesiydi ve bunu filmde çok güzel bir şekilde başarmışlar. Yavaş yavaş, bilimin işe yaramadığı/açıklayamadığı olaylar sonrası Chris kızının durumunu düzeltmek için Karras’ın yanına gittiğinde, Karrası’ın aynı zamanda kilise tarafından Harvard, John Hopkins gibi saygıdeğer üniversitelerde psikiyatri eğitimi almış olmasından dolayı, Chris’in “şeytan çıkarma için gelir misiniz” cevabına bir “psikiyatrist” olarak gelirim evet sonrası ateist Chris’in bırak bilimi, psikiyatriyi hocam hacı hocalık iş bu gibi delirerek Karras’a yalvarması yazarın karakterleri siyah-beyazdan çıkarıp, hayatta her şeyin mümkün olabileceğini sadece uygun şartların yaşanması gerektiğini gösteren özel bir an bence. Karrasın “Exorcsim” işlemi için kanıtlara ihtiyacımız var, “şizofreni, paranoya vb.” keşfedildiğinden beri vatikan bu işlem için kanıt istediğini söylüyor. Bunlar da kişinin bilmediği yabancı dilde konuşması, metafiziksel aktiviteler vb. şeylerin kanıtlanmasıyla resmi prosedürün başlayacağı söyleniyor. Burada benim düşündüğüm, Vatikan’ın da bir politika güttüğü, psikiyatrik olaylara dinsel ritüellerle yaklaşmanın Vatikan’ın itibarına zarar vereceğini düşündüğünden baya baya doğa üstü şeyler olacak şartı koyduğunu düşünüyorum. Psikiyatrik bir sorunu varsa şeytan çıkarma ayini durumunu kötüleştirilebilir yorumu da yapılabilir tabii ki ve bu zaten resmi neden. Bu yüzden bürokrasi var.


Bilim Korkusu

Bilim adamları şaşkın. Kıza dönemin teknolojisiyle beyin tomografisine baktıkları, boğazından tüp geçirip film çektikleri kısımlar 74’te sinemada ilk kriz geçirilen sahneler olarak kayıtlara geçmiş. Film salonunu tek edip gitme eşiği şeytanlı sahnelerin çok öncesinde o dönemki bir bilimsel prosedürün uygulanışı sırasında oluyor. Ne acayip değil mi. Filmin içeriğinde psikiyatriste yönlendirmeden yani onu en son aşama yapıp, fiziksel muayene içinde günümüzde psikiyatristlerin yazdığı ritalin ilacı öneriliyor. Ritalin ADHD/DEHB tedavisinde kullanılan (şu an) kırmızı reçeteyle alınabilen bir uyarıcı. Gençlerde ve yetişkinlerde beyini uyararak, hiperaktif bireyleri sakinleştirmesine yarıyor en kısa şekilde özetlersek. Bir de tam tersi lobotomiden hallice thorazine ilacı eklenmesi farmakoloji veya psikiyatriye ne kadar uygun kombine ilaçlar bilmiyorum ama bilim adına her tuşa basıldığı açık. Literatür tükendikten sonra psikiyatriye geçiliyor ve psikoteraptideki “telkin” tedavisi açılımı yapılarak “içine şeytan girdiğini düşündüğü için gerçekten şeytan çıkarma ayini için kiliseyi mi çağırsanız” böyle bir yöntem de “bilimsel” çerçevede yöntem olarak sunuluyor “inançsız Chris’e ve o da kabul ediyor Karras’ın yanına gidiyor.


Sanatsal ve teknik korkular

-Film oldukça durağan ilerliyor. Sakin ve yavaş. Ancak hiç bir sahne gereksiz değil. Irak sahneleri de yaşlı, bakımsız, çalışan işçiler, çöl iklimi kaotik öğeler olarak izleyiciyi hazırlıyor. Hızlı bir arabalı atın aniden geçişi ve içindeki siyah çarşaf içindeki yaşlı kadının geçişi ilk jump scare'lerden biri.



-Pederin eline heykeli aldıktan sonra arkada sakin sakin görevini yapan sarkaçlı saatin durması muazzam bir detaydı.

-Pederin heykele yaklaşırken köpeklerin birbirleriyle dalaşmaya başlaması, doğanın tepkisi de güzel organik bir gerilim örneği idi.

-Aniden zarıl zarıl telefon çalmalar, karanlık yerde birden ışık fırlaması. Bunları geçiyoruz.

-Orjinal filmde yer almayan ve Blue-Ray ile ortaya yönetmenin koyduğu bazı subliminal kareler var. İlginçtir bu Pazuzu heykeli değil. Korkunç bir surat sadece. Bir kaç yerde oldukça görülebilecek hatta bir yerde 2-3 kare uzunluğunda görülebilecek halde.




Paranormal olaylar, yönetmenin delilikleri, sakatlanmalar.


Film sırasında kimse ölmüyor. Sadece çalışanların yakınlarından ölümler oluyor. Bu ölümler de beklentili, aniden olan birkaç ölüm var. Oyunculardan peder Karasın annesi set bittikten sonra ölüyor. Yönetmenin setin her tarafına silah yerleştirdiği ve gerginliği sağlamak adına rastgele ateş ettiği bildiriliyor. Annenin, şeytan tarafından odanın köşesine fırlatılmasında oyuncu tarafında ayrı, yönetmen tarafında ayrı değerlendirmeler mevcut. Ellen Burstyn, beline saydam bir ipin bağlandığını ve aniden çekildiğini söylüyor. Gerçekten filmde o planı net bir şekilde görüyoruz. Büyük ihtimalle Burstyn'in suratındaki acı da gerçek. Bu, iple çekilme planında önceden uyarılmadığını, filmin inandırıcılığı açısından yönetmenin bencilliğinden kaynaklı bir karar olduğu iddia edilse de. Yönetmen, film içindeki kötü davranışlarla ilgili iddialara "oyuncuların hayal güçleri olayları abartmasına neden oluyor" gibisinden bir açıklaması da bulunmakta.


Sanat, Popülizm, Sanat, Popülizm, Satan?


Küçük bir kızın için "şeytan" girme fikri direkt masum & suçlu çatışmasını seyircinin önüne seriyor. Kız sadece kendi içine giren "şeytan, kötü ruh, Pazuzu vb." ile tek başına mücadele etmiyor. Bunun karşısında din görevlileri ve kızın annesi de var. Şu an yeni izleyen birisi için büyük bir konsept değil bu açıdan. Şu anki canavarlarımızın istekleri daha büyük. Dünyayı ele geçirmek, insanlığın sonunu getirmek gibi büyük konseptler. 74 döneminde ve günümüzde artık korkarak değil gülerek izlenen yapıya gelene kadar filmin veya kitabın beslediği korku, masumunda başına gelebilecek bir mağduriyet üzerine olmasıydı.

Aslında köy yerlerinde büyüyen insanların da orada anlatılan sözlü hikayelerdeki paranormal olayların yarattığı anksiyete aynı. "Karanlığın bilinmezliği yüzünden ortaya çıkan korku, içine yabancı ruhun girmesi, çirkinleşmek, iradenin dışına çıkmak, başka bir bedene hapsolmak, cehennemin içine sıkışmak." Filmi 74'de sinemada izleyenler ile 99'da tekrar DVD'den izleyenlerin yegane odaklandıkları filmin ana çatısı bu durumlar üzerineyken aslında film örtülü olarak, filmin amacına direkt etkisi bile etmeyen sahnelerle yönetmenin, yazarın o dönem içinde bulunduğu sosyolojik duruma da değiniyorlar.


Filmin Irak’ta, sepya tonlarda toz-duman içinde, Ezanla başlaması WB ve Hollywood'dan beklenen ustalıkta bir açılış sahnesi ile başlaması filmin ritmini yüksekten başlatıyor. Sanat dediğim nokta aslında burada, sanat filmlerinde önemsenen bazı noktaların bulunmasına işaret etmekti. Annenin bekar oluşu, protesto, grev içinde bulunması 68 kuşağının modern hayattaki tek çocuklu anne modelini seyircinin üzerine gösterilmesi tesadüfi olmasa gerek. İnançsız olması, çocuğundaki norm dışındaki durumları ilk olarak modern tıpla çözmeye çalışması, Karras ile "Bu tür şeylere şizofreni, anksiyete vb" de deniliyor gibi diyaloglara girilmesi 74 yılına göre bile hoş bir ayrıntı. İçine Şeytan giren kızı, New York izleyicisine izletirken olayları teknolojiden ve sosyolojik gelişmelerden bağımsız olarak pek ala yansıtabilirlerdi. Seyirci yerdi nasıl olsa. Yani film populist bir film olmanın sınırlarında dolaşıyor. Damien Karras'ın sürreal rüyasına yer vermek gibi oldukça kişisel sahneler de filmde yer alabiliyor. Bu rüya sahnesi ile ilgili detayı izleyebilir ve köpek, kolye, Pazuzu şeytanı suratı, annesinin metro durağında karşıdan sitemkar bir şekilde bir şeyler demesi seyirci için bir şey ifade etmeyecektir.


Buna rağmen işleniş tarzı "sanat filmi planı" gibi ifade edilebilir.

Bununla birlikte 25 dakikalık bir bölümün 74 yapımı filminde yer almadığını belirtelim.


Eileen Dietz, Friedkin ve tartışmalı konular.

Yönetmen Friedkin'in "deli" olması konusunda bütün set ekibi mutabık. Oyuncuların kulaklarının yanında silah patlatması, oyuncuları tokaktlaması, fiziksel olarak zorlaması. Ancak bununla birlikte filme emek verilmiş kişilerin filmin sonundaki yazılarda adının geçmemesi günümüze kadar tartışılan, mahkemelik duruma gelmiş bir durum. Friedkin makyaj denemelerinde Eileen Dietz ile bir sürü deneme çekimi yapıyor. Ünlü "Şeytan suratı" Dietz'e yapılan bir makyaj ama Friedkin bu kadar ağır bir makyajı reddediyor. Elinde çekim olduğu için bu çekimleri aralara şeytanın gerçek suratını tasvirlemek için kullanıyor. Dietz aynı zamanda Linda Blair'in hem yaşından dolayı hem de bazı sahnelerin fazla "aşırı" olmasından dolayı yapamayacağı oyunu verebilmek için dublör olarak kullanılıyor. Dietz'in dublör olarak kullanıldığı planlar:

Friedkin, Dietz'i ve dublör olarak kullanılan diğer Regan'lar için sonda isim vermemesi, yönetmen açısından "meslek sırrı" oluşturmak adına kasti yapıldığı söyleniyor. 74 yılında, 12 yaşındaki bir kızı hem fiziksel olarak mükemmel şekilde oynatabildiğini göstermek hem de Regan'ın Oscar alabilmesini sağlamak olabilir (Bu benim yorumum)


Sonrası...

Sonrasında Blair malesef düzgün projelerde yer alamadı. Tabii ki The Exorcist'in ekmeği yenilecekti ve The Exorcist II: Herectic adında ucube bir filmcik yapıldı. 15 sene önce sara sara izlediğimden çok bir şey hatırlamıyorum. Ancak The Exorcist III farklı oyuncularla ve farklı, iyi bir proje olarak biliniyor. İzlemek lazım. 2000'lerde ise The Exorcist'in orjinaline bir giriş yapılıyor ancak film yukarıda bahsettiğim masumluk ve kötülük ikilemini büyük olaylarla anlatmasından dolayı (nazi zamanı da dahil birtakım gariplikler) çok ilgi görmüyor. Ancak Emily Rose'un hikayesi gibi esinlenen yapımlar ilgi görüyor. Metin Erksan'ın filmin ucuz bir replikasını yapmasını sadece şimdi yazdım ve bitti üzerine denilecek hiçbir şey yok. Daha sonraki büyük formatlı korku filmleri her zaman gerilim/gore/aksiyon arasında gidip geldiğinden izlenmesi daha kolay ve daha az kişisel filmleri olması nedeniyle popüler kültür tarafından daha olumlu şekilde benimsenmiş olabilir.


“The Exorcist gibi bir filmin başarıya ulaşaması için her sabah bu seksen beş kişiyi koordine etmem gerekiyor ve bu insanların her biri özel problemlerle ve sohbet etmeye geliyor ve hiçbiri benim kadar para kazanmıyor ve hiçbiri o kadar şöhretli olmayacak. Ancak bunlar konuşulmadan, sessiz bir anlaşma içinde kabulleniliyor ve biz işi sevdiğimiz için bir araya geliyoruz. Bunlar filmlere katkıda bulunan insanlar, adını asla bilemeyeceğiniz adamlar gelip 'bu çekimi neden buradan yapmıyoruz?' diyecekler ve gerçekten haklı çıkacaklar." — William Friedkin

74 yılında filmle ilgili izleyicilerin duyguları biraz garipti. Filmin sanat ve zanaat kısmının döneme göre üst seviyede olması filmin iyi & kötü yapım olmasından ziyade "garip" bir şekilde karşılandı. Bir Roller Coaster'a bindiğinizde belli bir oranda sarsılacağınızı, heyecanlanacağınızı tahmin edebilirsiniz. Bu heyecanlar hızlanıp, azalabilir ama sonuçta her şey öngörülebilir. Yolun ve turun sonu vardır ve tatmin olmuş halde inersiniz aletten. The Exorcist'de ise insanlar filmin ürkütücü olduğunu düşünüyordu elbette ama sinema salonunda uzun süre bu çılgınlığa maruz kalmak hatırı sayılır sayıda izleyiciyi dehşete düşürdü. Veya medyaya yansıyan reaksiyon videolarından biz şu an öyle değerlendiriyoruz. Ancak daha film yayınlanmadan ilk tanıtım sadece epilepsi hastalarını değil genel izleyiciyi dehşete düşürdüğünden resmi tanıtım filmi daha sonrasında değiştirildi.


İlk versiyona bakalım:



Produksiyon öncesi çalışmalar.

Filmle ilgili elimizde sınırlı görüntüler var. Youtube'da denk geldiğim bu kolaj produksiyon tasarımını gösteren ender görüntülerden. İronik şekilde bir aşk filmine yakışır bir müzikle bu video parçalarını görüyoruz.




Iraktaki kazıdaki genç pederin "yaşlandırma taktiği ile" yaşlandırılması ne kadar elzemdi, farklı bir oyuncu bulunamaz mıydı tartışılır ama Şeytan'ı oynayan Linda ile aynı makyaj süresine katlanması ve sonucunda çok da başarılı bir "yaşlı görüntüsü" çıkmaması talihsizlik olmuş.


Linda'nın burada en zorlandığı durumlardan biri göz bebeğini örten lenslerin takılıp, çıkartılması, sette insanların ağzından buhar çıkması adına -20'lere kadar inen soğukta pijamayla kalması, insanların suratına kustuğu mekanizmanın ağzını kapatmasını engellemesi gibi fiziksel bir sürü zorluk yaşadığı söyleniyor.



Üstelik mekanik efektlerden biri olan, yatağın üzerinde belinin üst kısmının sürekli aşağı-yukarı şekilde yatağa çarpması şu an bile vücudunda hasar bıraktığı da Linda tarafından doğrulanmuş bir bilgi. Genel olarak Linda Blair bu oyunculuk tecrübesi için "Disney prensesi olacağımı düşünüyordum" demesi ve böyle bir iş sonrası hem kendi idealleri açısından bir hezimet oldu hem de toplum tarafından korkulan veya filmle özdeşleştirip hep onun üzerinden yapımlar içinde yer almasına itilen bir genç kız olmasına neden oldu. Daha sonraki alkol bağımlılığı, rehabilitasyon merkezlerini aşındırması bu filmin onda oluşturduğu bir dezavantaj olduğu kesin. Oscarlı yönetmenin Linda'yı 100 küsür kız arasından seçmesi herhalde alalaede bir çocuk oyuncunun yapabileceği şeylerin üstünde gördüğü bir aura veya mesleki sezgiden olsa gerek. O dönem başka yapımların başka başka işleri yüzünden Oscar alamadı ama Oscar almak/alamamak da böyle bir işte. O dönem kim Oscar aldı bilmiyoruz ama Linda'nın mükemmel ötesi bir çocuk oyuncu olduğu tartışmasız bir gerçek.


Regan'ın şeytan sesi, kusması.

Filmin seslendirmesi/dublajı çok kompleks bir şekilde yapılıyor. İlk önce genç Regan’ın (Linda Blair) sesi var. Vatikan’dan gelen “şeytan çıkarma” ayinlerden oluşan gerçek ses kayıtları var. Yönetmen Friedkin’in çocukluğunda radyoda sesinden etkilendiği ses sanatçısı Mercedes McCambridge var. Ses efektleri var. Bir de üzerine diğer set ekibinden söylediklerine göre Friedkin ortamı germek için sadece silah ateşlememiş bir de mikrofonu alıp uğultular çıkarmış. O sesler de kayıtların içinde mutlaka varmış. Dolayısıyla katman katman seslerden oluşan bir “pazuzu, şeytan” sesi dinliyoruz. Sesler kaydedilirken Mercedes McCambridge günde 8 saat boyunca film üzerine çalışıyor. Friedkin, sesin daha da bozuk çıkması için çiğ yumurta, alkol ve günde üç paket sigara içirdiğini söylüyor çocukluğunda hayran olduğu sanatçıya. Friedkin’in bu tarz bir yöntem izlemesindeki nedenin, şeytanın sesinin cinsiyetsiz olmasını istemesinden kaynaklı olduğunu söylüyor.


Linda Blair'in orjinal "şeytan" sesi

Burada izole edilmiş Linda Blair'in orjinal sesi bulunmakta. Yine de iyi iş çıkarmış.






"Film ilerledikçe Regan'ın sesi ayrıntılı bir kakofoniye dönüşüyor. Bunu gerçekleştirmek için kullanılan seslerin bir kısmının Blair tarafından, diğerlerinin ise Mercedes McCambridge adlı bir seslendirme sanatçısı tarafından sağlandığı ortaya çıktı. Hırlayan ağaç kurbağaları ve bombus arıları da dahil olmak üzere bir dizi farklı sesin yüzlerce başka kaydından daha da fazlası geldi.


Gerçek Aktör mü? Robot (Dummy) Maket mi?

  • Gerçek

  • Dummy/Robot



Sesten sorumlu Chris Newman, "Billy [Friedkin] ve ben çekimlerden önce birçok tartışma yaptık" diyor. "En büyük sorun, Şeytan'ın kulağa nasıl gelmesi gerektiğini açıklayacak ortak bir dilin olmamasıydı. Örneğin, 'kim kötü biri?' diyebilirsiniz. ve birisi 'Hitler!' diye cevap verebilir. ama bu Şeytan'a Alman aksanı verebileceğin anlamına gelmez.Sonunda Billy bir kitapla toplantıya geldi ve bana Hieronymus Bosch'un Dünyevi Zevkler Bahçesi adlı resmini gösterdi. Onlarca resim var ve 'Şeytan'ın sesi böyle olmalı' dedi. Birçok yönden, sonunda yaptığımız şeyle, bence öyle."


"Kustuğu sahne için, Blair'in çenesine yapay bir cihaz takıldı ve bezelye çorbası ve yulaf lapasının karıştırılmasıyla yapılan yeşil bir sıvıyı ateşlemek için gizli bir tüp kullandı. Bugün, Friedkin'in diğer tekniklerinin çoğu da son derece modası geçmiş görünüyor. Sahneleri istediği açılarda çekmek için ("sabit kamera" cihazlarından önce gelen bir çağda), personelin, kameramanların basitçe sallanacağı, şaşırtıcı bir dizi makara ve tel dikmesini istedi. Filmin ikinci yarısının büyük bölümünde Regan'ın oturduğu yatağı şiddetle sallamak için ekibi, sahne arkasında duran dört adam tarafından desteklenen Heath Robinson tarzı bir mekanizma kurdu."


Kesilen Sahneler



"Dikkate değer başka bir ekleme de, filmin şeytan çıkaranları Peder Merrin (Max von Sydow) ve Peder Karras (Jason Miller) arasında, üçüncü perdede Regan'ın odasının dışındaki merdivenlerde otururken geçen konuşmadır. Bu derin nefeste, ele geçirmenin gerçekte neden gerçekleştiğini tartışırlar (orijinalde adamlar kısa bir süre sessizce otururlar). Mark Kermode'un BFI Movie Classics: The Exorcist'e göre Blatty, Friedkin'in bu sahneyi kesmesi ve bunun filmin manevi ve teolojik özü olduğunu söylemesi nedeniyle özellikle öfkeliydi.


Yine de en büyük farklılıklar arasında Blatty'yi en mutsuz eden şey var: Friedkin, Peder Dyer'ın (gerçek hayattaki rahip William O'Malley) ve dedektif William Kinderman'ın (Lee J. Cobb) ortak sevgileri üzerine bağ kurduğu teatral kesimde bir koda kesti. filmler ve şimdi ölmüş olan Peder Karras için, Blatty'nin görüşüne göre, iyiliğin kötülüğe açıkça galip geldiğini ve Karras'ın ruhunun bu iki adamın yeni keşfettikleri dostluk içinde yaşadığını belirten sözde canlandırıcı bir sonsöz. Kermode'a göre, Friedkin (elbette eski haline getirmeden önce), "O sonu vurdum ve hiç iyi değildi" diye hatırladı.


Yine, tüm bu sahneler tarihsel olarak merak uyandırıcı olsa da, orijinal versiyondan uzak olmaları filmin dokusunu çok fazla etkilemezler. Ancak Friedkin'in, düşüncemize göre, Regan'ın annesi Chris MacNeil'in (Ellen Burstyn) karakter eğrisini değiştirdiği ve böylece resmin kendisinin tematik sonucunu değiştirdiği kısa bir çekim var.



Hemen sonunda oluyor. Orijinal versiyonda, Regan ve Chris Georgetown'daki evlerinden ayrılırlar ve havaalanına gitmek için arabaya binerler. Peder Dyer, onlar giderken el sallayarak kapının dışında duruyor. Araba durur ve Chris rahibe seslenir. Pencereye gelir ve Chris ona, Regan'ın odasında bulunan, Karras'a ait olan ve iblis tarafından boynundan çekilen bir St. Joseph madalyonu verir. Dyer yumruğunu etrafına sardı, sonra Regan arka camdan dışarı bakarken uzaklaşan arabaya geçtik.


Ancak 2000'deki kesimde, Dyer madalyonu bir dakika için elinde tutuyor, sonra nazikçe Chris'e geri vererek, "Bence onu tutmalısın" diyor ve o da yapıyor.


Bunun bu kadar önemli olmasının ve bu sahnenin her şeyi değiştirmesinin nedeni, Chris MacNeil'in film boyunca dine veya Tanrı'ya inanmayan biri olarak sunulmasıdır. Doktorlar tarafından herhangi bir dini inancı olup olmadığı sorulduğunda, cevabı kesin bir "hayır". Katolik Kilisesi'nin ayinleri hakkında çok az bilgi sergiliyor. Aynı doktorlar ona şeytan çıkarma ayinine bakmasını önerdiğinde, sesinde biraz küçümseme dışında bir ifadeyle, "Bana kızımı bir cadı doktoruna götürmem gerektiğini mi söylüyorsun?" diyor.


Blatty, The Exorcist'i her zaman inancın kötülüğe karşı zaferi hakkında bir film olarak görmüştür. Cizvit tarafından yönetilen Georgetown Üniversitesi'nde bir öğrenciyken romanına ilham veren olayı ilk kez duyan derinden dindar bir Katolik olan Blatty, inancın gücüne ve dünyadaki kötülüğün yaygınlığına karşı ağırlık olarak Tanrı'nın varlığına inanıyordu. The Exorcist'in iki ana yetişkin karakteri -Chris ve Karras- hikayenin sonunda aynı yere gelir: Chris sonunda Tanrı'nın varlığını kabul etmeye ve inanmaya başlarken, Karras kendini feda ederek kendi inancını yeniden keşfeder.


Filmdeki kopukluklar, anlamsızlıklar üzerine.

-Filmdeki Pazuzu şeytanının olayı dinlerde geçen şeytan'ın göreviyle aynı anlıyoruz ama neden ve nasıl bu kazı sonrası heykel ortaya çıktığı için ve heykeli bulan rahibin şeytanı kızdırması olarak yorumlanmış.

-Pazuzu Kuzey Irak'tan yıllar sonra Georgetown'daki ünlü bi aktrisin kızının içine nasıl giriyor? bir bağlantı kurulmamış birden oluvermiş. Neden Regan'ın içine girdiği, filmin 2000'li yıllarda eskiden silinmiş olduğu sahnede söyleniyor. "Bizi aciz düşürmek, güçsüzlüğümü hissetirmek" ama nasıl bu kızın içine girdiği söylenmiyor. Covid gibi bir şeyse her yılda her yerde random bir kişinin içine girebilir bu "Pazuzu" ve sanırım modern dönemin yeni exorcist çekimlerinde bu mantıksızlık/mantık kullanılabilir.

-Filmde, büyük yatak sallantıları, fiziksel sıkıntılar baş göstermeden, Regan bir akşam annesinin yanında yatıyor ve yatağının çok rahatsız olduğu için uyumakta zorluk yaşadığını söylüyor. Ardından pat hastanede görüyoruz oldukça ciddi bir muayeneden geçiyor.

-Pederin annesini evinde görüyoruz / Daha sonra hastaneye (tımarhane?) kaldırıldığını görüyoruz, elleri bağlı şekilde sedyede yatıyor haykırdığı şey "evde olmak istemesi" sonraki sahnelerde Karras'ın annesinin öldüğünün haberini bir diyalogla öğreniyoruz. Karras'ın sürreal hikayesinin vuruculuğunu göstermek için annesini bakımsızlığa (her anlamda) bırakmasının vicdanı üzerine kurulmuş saheneler birbirinden kopuk gibi.

-Polis/Dedektif karakteri. Bu karakter oldukça durağan, sıkıcı bir dedektif. Kendine has şakacı bir üslubu var. Kara mizah karakteri gibi işlenmiş olabilir kitapta ama filmdeki varlığı sıkıyor. Filmin sonundaki gereksiz film muhabbeti / Bir zamanlar anadolu'daki yoğurt hikayesi gibi. Şeytan çıkarılma olayı yaşanmış, bir peder kendini camdan aşağı atmış parçalanmış ertesi gün filmlere gider misin, birlikte gidelim şu var bu var muhabbeti her şeyin normale dönmesi gerektiği, hayatın akmaya programlanmış olmasını göstermek için yazılmış ama aklın yolu bir Friedkin bu sahneyi attığı için orjinalinde, senaryo yazarıyla aralarında küslük olmuş senelerce aklın yolu bir.


Film teknikleri, Işıklandırma, özel efektler, dijital(?) efektler, makyaj, sahne tasarımı.

74 yapımı film için çok zengin bir ön çalışma görüntüleri var. Acaba bu arşivler bütün filmler için bir yerde saklanıyor mu. Oyun, sahne, efekt, makyaj provaları kaydedilmiş koyalım:


Ünlü Spiderwalk Sahnesi

Bu sahne 74 versiyonunda yok. Dönemin koşullarına göre görüntü yönetmeni kablo/ipleri boyayarak gizleyebilse de kurgu aşamasında iplerin oldukça belirgin olduklarını görünce sahneyi filme koymamışlar. 2000 sürümünde dijital teknolojiler gelişince ipler rahatlıkla siliniyor tabii.




Bir yerde okuduğum bir yoruma göre (bana mantıklı gelmese de dikkate alınabilir bir yorum gibi geldi) Kızın içine şeytan girdikten sonra oda artık bir "hasta, mahremiyet odası" haline geliyor. Odanın ev içinde ulaşılması zor bir yerde konumlanması, izole gibi görülmesi. Kapının açılarak odaya girilmesi, korkunun, gizemin, hastanın evreninin olduğu yere açılması açısından güçlü görüntü. Ancak şeytanın odadan çıkıp evde dolaşması fikri o büyüyü bozuyor diye kaldırıldığı ile ilgili bir yoruma rastladım ama palavra tabii ki. Belgeselde görüntü yönetmeni/yönetmenler teknik nedenlerden koyamadıklarını söylüyor.



Oyuncu seçimleri

Linda, senaryo içinde-dışında kamerayla kayda alınıyor. Regan'ın masum kız olduğu zamanları içeriyor.



Soğuk, kusmuklı Bezelye

Ağızdan duman çıkabilmesi için her tarafta et soğutucular çalışıyor ama devasa ışık kameraları (günümüzde bile) aşırı sıcak yaydıklarından ve film ekibinin de yaydığı ısıdan ağızdan çıkan dumanların oluşması için exorcism sahneler 6 haftaya yayılıyor. 10-15 dakikada bir mola verilmek zorunda kalınıyor ısı yüzünden. Linda "Herkes, kayak montu giymiş, astronot gibiyken ben o soğukta pijama içindeydim" diyor. Kusma, kusmuk için kullanılan madde bezelye ezmesi ve o mekanizme ağzın tam kapanmamasına neden olduğundan Linda epey zorlanıyor. Kızın bir de gözlerine beyaz lens de takıyorlar etrafı da göremiyor. Buna rağmen hiç ya da çok az (haklı olarak) mızmızlandığı için bütün set kıza tapıyor. Mükemmel karakter mükemmel oyuncu ahlakı. Bir de yaş: 12. Oscarı önemseriz, önemsemeyiz ama hakkı yenilen en büyük Oscar davası budur.




Robot Şeytan

Exorcist denilince aklımıza gelen imaj aslında Regan'a yapılan makyajlı, korkunç surat değil. Filmde kafanın 360 derece için tasarlanmış robot/dummy'nin görüntüsüdür. Uzaktan kumandayla gözleri oynayabiliyor. Karanlıkta ve iyi ışıklandırmada oldukça gerçekçi ve korkutucu bir görüntüye sahipken ilk kafanın döndüğü günüz çekiminde de bir o kadar başarısız ve yapay bir görüntüye sahip.




Etkilenmeler, kültürlerarasılık, ilhamlar.

Jodorowsky delisinin El Topo filminin ses efektlerini yapan kişiyi Friedkin, Exorcist'in ses efektleri üzerinde çalışması için stüdyoya çağırıyor. Kızın kafasının dönerkenki çıkardığı sesin, bu adamın ekipten birinin deri cüzdanını alıp mikrofona tutup, buruşturmasıyla yapmış. Yeri işaretledim.


Yine aynı belgeselde filmin ikonik posterinin Rene magritt'den esinlendiğini görüyoruz. Zamanı işaretli.




Neden Sanat Tarihi dersleri almalıyız, "neden sinema ve televizyon bölümlerinde teorik dersler var uygulama olsa daha iyi olmaz mı" sorularının cevabını bu tür belgeseller izleyerek rahatça alabilirsiniz.


Bu yazıyı an itibariyle yazmaya bıraktığımda hafif yorgunlukla iki elimle gözümü kapadığımda o şeytani yüz geliyor. İzlediğimde 10 yaşındaydım şimdi 32 yaşında. Yine de bu türden travmalar unutulmuyor. Sinema üzerine akademik çalışma yapmak, film yapımına olan ilgim, korkularım, karakterim tam anlamıyla ne kadar etkilendi bunu söylemek çok zor. Başlık clickbait olabilecek şekilde güçlü bir anlam taşıyor ama gerçeklik payı olduğunu düşünüyorum. The Fear of God Belgeselinde bir yerde İngiltere'deki çocuk izleyiciler için film yüzünden terapiste gittiklerini belirten bir yorum var. Bunu da o yıllarda bile çocukların kendi odalarında kendi televizyonları olması ve filmi tek başına deneyimlemiş olmasından bahsediyor. Tam da benim gibi, çok erken yaşta cd okuyucuya sahip bir bilgisayara sahip olup herkesten izole tek başıma deneyimlemem gibi. 2000 sonrası doğan ve modern korku filmlerine alışkın izleyiciler için film komik, sıkıcı ve önemsiz gelebilir. Bu gayet anlaşılabilir. Ancak dönemi ve sonraki korku filmlerini yönlendirmesi açısından tam bir kült. Sinema tarihi için en önemli korku filmlerinden biri sonuçta.


Bu yazı 16-18 Ağustos 2022 tarihinde yazılmış ve sitenin ilk yazısı olduğu için deneme-yanılmalar için aceleyle yayına konulmuştur. Yazı bu tarih itibariyle epey karışık ve bir sürü yazı ve anlatım hatası mevcut olabilir. Ancak maddi bilgiler özenlikle araştırılıp, yazılmıştır. Yazıyı sürekli güncelleyeceğim.




689 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Comentarios

Obtuvo 0 de 5 estrellas.
Aún no hay calificaciones

Agrega una calificación
bottom of page