top of page

Köpek Adası - Politik Köpek Filmi

Güncelleme tarihi: 30 Mar 2023

Yönetmen Wes Anderson’ı; görsel şölen yaratıp aynı zamanda gerçek dünya halini yansıtan filmleriyle tanıyoruz. Isle of Dogs (Köpek Adası) filmini izlerken büyük bir zevk alıyor insan. Fakat düşünmeden de duramıyor...


köpek adası Isle of Dog Wes Anderson

Özet


Film bir yol macerasını anlatıyor. Kurgusal bir Japon şehri olan Megasaki’den köpekler toplatılıp çöp adasına gönderiliyorlar. Gönderilme sebepleri, köpek gribinden şehri arındırmak. Atari Kobayashi, soylu bir aileden gelen, şehrin sonraki varisi olan küçük bir çocuktur. Minik bir uçakla adaya giderken uçağı çakılır. Düşen uçağın yanına gelen bir grup köpekle tanışır. Atari’nin koruyucu köpeğini bulmak için adanın diğer ucuna giderler. Bu sırada amcası, Atari’nin öldüğü hakkında sahte haberler verir ki yeni varis o olsun. Adada verilen mücadele sonucu Atari, köpeğini bulur ve tüm köpeklerle şehre döner. Köpeklerin hastalıksız olduğu ve bu hastalığın, amcası tarafından üretildiği kanıtlanır.


köpek adası Isle of Dog Wes Anderson

Köpek Adası, Wes Anderson’ın en politik filmlerinden biri diyebilirim. Filmde her şey ortada. Köpeklerin toplama kampına alınması, onların dışlanıp sürgüne yani bir adaya gönderilmesi, taht sevdası, hileli seçimler… Günümüzde birçok ülke yönetiminde de aynı durumlar söz konusu. Yönetmenin, filme güzel bir ayna tuttuğu bu noktada anlaşılıyor.


Film, hayvan sömürüsünü konu ediniyor olabilir. Ama filmde sömürülen o canlılar, aynı zamanda insanın en sadık dostudur. İki dostun arasında bir ayrım olduğunu düşünmüyorum. Gözleri boyanmış Megasaki halkı, hastalığın geri gelmemesi için onları sürmüş olabilir şehirden. Fakat farkında değiller. Aslında kendilerine verdikleri bir ceza bu. Filmde fark ettiyseniz birçok insanın köpek sevdiği, kişiliklerini de yansıttığı birer dostları onlar. Hatta ana karakterimiz olan Atari gibi soylu insanların yoldaşı olarak köpek görevlendiriliyordu. Bu onların adetinde kültürleşmiş gibiydi.


köpek adası Isle of Dog Wes Anderson

Bir yetişkinin gözünde onlar hizmetkar, evcil hayvan değil. İşte burada hayvan-köle düşüncesini hissediyoruz. Fakat bir çocuk için o bir dosttur. Karakterimiz de bu yüzden on iki yaşında bir çocuk. Wes Anderson’ın senaryolarında muhteşem karakterler yarattığını bir kez daha görüyoruz. Atari karakteri film boyunca ciddi bir yolculukta olsa bile, hiçbir çocuğun karşı koyamayacağı türden, eğlenceli bir kaydırağı görünce dayanamıyor. Gidiyor kayıyor. Bu çocuksu sahne filme eğlence katarken aynı zamanda sıcak bir yuvayı da temsil ediyor aslında. Sevgiyi tadamamış sert köpek Chief için sıcak bir adım bu. Bütün yolu beraber aşıp köpeği Spots’u buluyorlar. Fakat Spots kendi ailesinin yanında kalmak istiyor. Koruma köpeği olarak Chief’e görevini veriyor. Spots, evcil bir köpek olamadı, bir hizmetkar gibiydi. Bu, Chief’e evcil bir köpek, daha yakın bir dost olmak için bir şans oldu. Sadece bir soylu değil, o bir çocuk; sadece bir hizmetkar değil, o bir köpek. Gerektiği zaman asıl rolleriyle sevgiyi hissetmesi gereken bir aile.


köpek adası Isle of Dog Wes Anderson

Filmin en sevdiğim yanı tabii ki simetrik çekimleri oldu fakat birkaç yeni unsur da var. Her filmde konuşan hayvanları görürüz. Bu mantıksızdır, gerçek dışıdır. Ben takıntılıyım evet. Bu mantıksızlıkları düşünürüm hep. Fakat bu filmde çok rahattım. Filmin başında Wes Anderson bize not bırakıyor. Filmde milletlerin kendi dilini konuşacağını, gerekli yerlerde çevireceklerini, hatta köpekleri anlayabilelim diye izleyicinin diline göre köpeklerin dublajlanacağı filmin başında duyuruluyor.



Hayvan haklarının yok sayıldığı bu şehirde, öğrenci değişim programıyla gelmiş sarışın ve beyaz tenli olan “BEYAZ İNSAN”… Kız öğrencinin Avrupalı olduğu çok belli. O zeki Japonların, kara tahtada yazarak düşündüğü fikirler yerine Avrupalı kız sesini çıkartır. Ayaklanma başlar. Kanunu arar. Evet, filmdeki minik bir ırk oyunu olsa da arka planda bu.


köpek adası Isle of Dog Wes Anderson

Bu tip, hayvan haklarını öne çıkaran olaylar çok sayıda yaşandı. Bunlardan birine örnek olarak, İstanbul’daki köpeklerin toplatıldığı bir olayı hatırlatmak isterim. Osmanlı zamanındaki köpek sürgünleri ve katliamları…


3 Haziran 1910, dönemin Belediye Başkanı Suphi Beysoyundu’nun talimatıyla 80 bin civarında köpeğin mecburi bir ada yolculuğuna çıkartılmasıyla başlayan katliamın tarihi. Dönemin İstanbul sakinlerinin büyük üzüntüyle yaşadığı acımasız olayın üzerinden 106 yıl geçti. 4 Ekim 1922’de Türkiye’nin ilk hayvanları koruma amacıyla kurulan derneği Himaye-i Hayvanat’tan sonra da hayvan hakları savunuculuğunda çok şey değişti. Yine de Hayırsız Ada Katliamı tarihin sayfalarında tüm canlılığıyla duruyor. (2016, SivilSayfalar)

1910 yazında İstanbullara bedava bekçilik ve çöpçülük hizmeti veren 80 bin kadar sahipsiz köpeğin Hayırsızada / Sivriada’ya atılarak öldürülmesini konu alan korkunç olay Toplumsal Tarih Dergisi’nin Ağustos 2010 tarihli sayısındaki “1910’da gerçekleşen Büyük Köpek İtlafı” başlıklı kapak konusunda da işlendi. Dergideki makale Irvin Cemil Schick imzasını taşımaktadır. (2013, Sonok)

 

KAYNAK




 



60 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page