top of page

Leap of Faith: Friedkin ve the Exorcist Üzerine Notlar.

Güncelleme tarihi: 30 Mar 2023


42. İstanbul Film Festivali 7-18 Nisan 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Festival, polisiyeden korkuya, maceradan drama pek çok farklı türde başyapıtlara imza atan usta yönetmen William Friedkin'in en önemli filmlerini bu yıl özel bir bölümle beyazperdeye getiriyor. Cesur hikâyeleri, ikonik aksiyon filmleri, zamanının ötesinde ve çoğu kült yapıtıyla 1970’lerdeki “Yeni Hollywood” akımının öncülerinden William Friedkin festivalin retrospektif bölümünde yer alıyor. Bu yazının özel olarak üzerinde durduğu, ve şahsen takıntılı olduğum The Exorcist filmi de dahil Friedkin'in dokuz filmini festivalde görme şansına sahibiz.


Friedkin Sineması

Tam adıyla "Leap of Faith: William Friedkin on The Exorcist" olan belgesel 2019 yılında Alexandre O. Philippe tarafından yapılmış ve ünlü yönetmen William Friedkin'in klasik korku filmi "The Exorcist" (1973) üzerine yaptığı röportaj ve anlatımları içermektedir.


Belgeselde, Friedkin produksiyonun ilk aşamasından son aşamasına kadarki deneyimlerini, film çekim sürecini, özel efektlerin nasıl gerçekleştirildiğini ve filmde kullanılan simgesel sahnelerin arkasındaki düşünceleri anlatyor. Ayrıca, The Exorcist'in başarısının ve yarattığı kültürel etkinin nedenlerini ve korku sinemasındaki önemini de ele alıyor. Leap of Faith, sinema tarihinin en önemli korku filmlerinden birinin yapımcılığı ve yönetmenliğiyle ilgili derinlemesine bir bakış sunarak sinema tutkunları ve film yapımcıları için değerli bir kaynak sağlıyor. Bu belgeselin The Exorcist filmi ve Friedkin sinemasına özel alakası olanlar tarafından değer göreceğini düşünmekteyim. Belgeseli, Amerika dışından izlemek imkânsız halde. Neden bilmiyorum belgesel globale açılmamış.

İlk önce belgeseldeki en önemli olayın Friedkin'in ilk defa verdiği bir sır bana göre. O da filmin çıkış noktası olan orijinal romanının yazarının, filmdeki boşrol Rahip Karras rolünde oynamak adına filmden kendisine düşen bütün geliri Friedkin'e vereceğini söylemesidir. Tabii Friedkin bunu reddediyor ve filmi çok büyük riskle, oyunculuk deneyimi olmayan birisine veriyor; ama rol onun için yazılmış gibi duruyor, sonuçta "kamera onu (Miller’) seviyor"

Friedkin, belgeselin başlangıcında romanın yazarı Blatty'nin Oscar aldığı "En iyi uyarlama senaryo" dalındaki orijinalThe Exorcist uyarlaması senaryosunun üzerinden değil de romanın üzerinden filmin çekim planını oluşturduğunu söylüyor.

Başlangıçtaki Irak sahnesinin, editörlerin, esinlenen orjinal kitap için bile "gereksiz" olarak göründüğünü söylerken, filmde vermesinin nedenini çok net bir şekilde açıklıyor. O sahneler filmde olacak olaylar için büyük bir giz, gerilim yaratıyor. Hem Kuzey Irak'ta hem Washington'da olağanüstü olaylar olmadan o gereksiz görünen sahnelerin, aslında gelecek olan olayların habercisi niteliğinde olması, seyirciyi hazırlamak için ne kadar önemli bir sahne olduğunu tekrar hatırlatıyor.


Filmin ikonik afişinde geçen sahne. René Magritte'in The Empire of Light resminden esinlenerek oluşturulmuş. Bunu biliyorduk yine de söylüyor tabii.

Baş rahip (Max Von Sydow) bir türlü şeytan çıkarma sahnelerinde iyi performans gösteremeyince Friedkin, Sydow'un uzun yıllar Ingmar Bergman ile çalıştığından, Bergman’ı sete davet ederse belki role girebileceğini söylüyor ve Bergman’ı çağırmayı öneriyor. Oyuncu, sorunun Bergman’la ilgisinin olmadığını sadece Tanrı’ya inanmadığından dolayı role giremediğini söylüyor. Daha önce “Jesus” rolü dahi oynamış birisinin böyle bir açıklama yapması garip. Orada, insan olan Jesus’ı oynuyordum, diyor. Friedkin de, "tamam iyi işte öyle oyna sen de" deyince filmde gördüğümüz Merrin rolü performans vermeye başlıyor. Bu çok saçma gelen bir anekdot bana göre.

Filmin sonunda, tartışmalı sahne Peder Karras’ın, Regan ile mücadelesi sonrası şeytana “benim içime gir” demesi ve şeytan küçük kızın içinden ayrılıp, Karras’ın içine girdiğinde Karras’ın camdan aşağı atlaması.

Friedkin, 50 yıldan beri hala kafasında sorun olarak gördüğü, bembeyaz çarşaftaki küçük bir lekeye benzettiği bu sahne için tartışmaları ve eleştirileri kabul ediyor. Bu sahne ile ilgili, izleyenler gibi kendisine göre de anlaşılmayan, oturmayan şeyler var kafasında. İntihar etmek büyük bir günah. Karras sonunda öleceğini bile bile küçük kıza kendini feda ederek içindeki şeytanla atlasa bile, Katolik bir pederin yapmayacağı türden bir günah olduğunu, çelişkili bir durum olduğunu iddia ediyor Friedkin.

Exorcist, Camera 35mm Panavision, William Friedkin and Linda Blair

Sahne çekilmeden, peki şeytan Karras’ı ele geçirip onu aşağı mı atıyor diyor Friedkin, yazara. Yazar, hayır diyor. O zaman bilinçli şekilde atladıysa intihardır bu diyor. Sonunda, gerçekten peder olan arkadaşı günah çıkarmaya gelse bile yine de en büyük günahlardan birinin işlenmesi, şeytanın galip gelmesiyle eş değer bir anlam taşıyabilir anlamı da taşıyabiliiir… ya da Karras inancını kaybetmişken böyle bir olaya feda olarak inancını geri kazanmasının nedeni olarak gösterilebilir diyor ama yönetmen olarak o sahneyi savunamayacağını söylüyor.


Filmle ilgili küçük anların, birbirini tekrar ediyormuş gibi geçen sahnelerin anlamından bahsediyor. Mesala Chris, eve doğru yürürken rahibeleri görüyor. Rahibeler beyazlar içinde. Mutlular. Chris mutlu. Rahibelerin arkasından onları kovalayan cadı kostümünde iki çocuğun rahibelerin arkasından koşturduğunu görüyoruz. Burası ileride yaşanacak ciddi olaylar için masum bir gönderme sahnesi olarak gözüküyor.

Sinemada hiçbir görüntü tesadüf değildir lafını başta çok sevdiğim hocam Tevfik Şenol derslerde yinelese de aslında bu söz her film için geçerli değildir. “Filmde hiçbir şey tesadüf yere yoktur” önermesi aslında idealizmi ifade eder. Diğer versiyonu da “Filmde hiçbir şey gereksiz değildir” önermesidir. E böyle bir sürü film var. O zaman onlara “film olma” vasfına sahip olmadığı yorumu getirilebilir. The Exorcist için de böyle. Filmin hikayesine en ufak katkı sağlamayan sahneler, filmin atmosferi için oluşturulan gerekli sahneler aslında. Rahibelerin peşinden koşan cadılar bayramı için kostüm giymiş çocukların, rahibeleri kovalaması filmin ilerisi için çok hoş bir detay değil mi?


Peder Karras, metroda evsiz bir adamın ona attığı bir lafı, içine şeytan girmiş Regan tarafından aynı sözlerle tekrar edildiğini duyuyoruz. Karras orada tam emin değil. Bu söz, geçen günlerde metrodaki adamın söylediği söz müydü ya? Belki bu ufak detay bile şeytanın, film içindeki görevini gerçekleştirdiğine şahit olduğumuz aldatmacalardan biridir.

Filmin bir sahnesinde Peder Karras ani bir telefon çalma sesiyle irkilir. Friedkin, orada telefon çalmadı. Ben ateş ettim, diyor. O zamanki film yapımı anlayışında yönetmenin, oyuncularla bu türden mobbingin olması bir yöntemdi, diyor. Biz öyle gördük kısacası, diyor.


Benim takıntı haline getirdiğim bu filmle ilgili sadece filmin içeriği ile ilgilendikten sonra yönetmen ve yazarına değinmek hiç aklıma gelmemişti. Friedkin’in, The Exorcist dışında bilinen tek filmi yok diyebilirim Türkiye’de. French Connection, Oscar almış olsa bile çok az düzeydeki insanlar bunun Friedkin filmi olduğunu biliyordur. Diğer filmlerini ben de izlemedim ve izlemeyi de düşünmüyorum açıkçası. Bazen tek film, yönetmeni sevmek ve onun tarzını öğrenmek için yeterli diye düşünüyorum. Ki belgeselde de auteur sinemasına özgü olarak Friedkin’in tüm filmlerinde yer alan bazı örüntülerden bahsediyor.

William Friedkin, The Exorcist tshirt
William Friedkin, The Exorcist setinde 1972

Son olarak Friedkin ile ilgili en sevdiğim durum, oldukça ilerleyen yaşına rağmen tutkuyla filmlerden bahsediyor olması, konular hakkında kesin yargıları olmasının yanında; tamamen, neden bu dünyaya geldik, ne oluyor, yaşamak nedir konusunda insan olarak bir bilinmezin içinde ama oldukça hayat dolu. Filmin son dakikalarında Japonya, Kyoto ziyaretinde antik zamanlardan beri bulunan taşların orada durmasına, medeniyetin var oluşu, bu günlere gelip onlarla atraksiyona girebilmesinin ne kadar değerli oluşundan bahsediyor. Bu onun her türlü şeye hayret etmesine, küçük şeylerden büyük zevkler çıkarmasına neden olduğunu gösteriyor.


Friedkin'in, internette denk geldiğim bütün röportajlarını dinlerim. Çoğu, neredeyse 50 yıl boyunca aynı konuları hakkında konuşması üzerine. Hatta bu belgeselde söyledikleri dahil birbirinin aynısı şeyler. Sanki bir repertuar var sürekli onu güncelliyor ama ana iskelet aynı kalmış gibi konuşuyor genelde. Dediğim gibi, The Exorcist hayranları ve Friedkin'in kişiğiliğine aşina olanlar için yine de izlenmesi gereken bir yapım.


Gurur Sönmez

benizledim@gmail.com



200 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page