top of page

Neden Film İzlemiyorsun?

Güncelleme tarihi: 20 Eyl 2022

Blog için saatlerce araştırıp, belgeleri ortaya dökmek için uğraşacağım filmler hep eski döneme ait. Motivasyonum bu yönde. Neden son çıkan filmlere karşı ilgi duymuyorum, hatta izlemeye tahammül edemiyorum bunu sorgulayacağım.


İlk götürüldüğüm film, sanırım taş devriydi.

Teyzem ve eniştem beni sevdiğinden mi alıp götürüyordu ilk başta yoksa evlenmeden önce flört etme şartı mıydım yoksa ikisi mi bilmiyorum. Ancak 94-95 arası sinemaya gitmek sanırım 80 ve 70'ler ile birebir aynı deneyim olmasa da şu anki deneyimden oldukça farklıdır.

Sinema salonları AVM içinde de olsa evde olmayan bir ses ve görüntü sistemi var. Bütün işitsel algılarını işgal ediyor ve oradaki insanlar ile bir ritüelin içindesin. Film, fantastik bir evrende geçiyorsa bir kat daha heyecanlı oluyor. Film, Burger King oyuncakları ile pazarlanıyorsa,

boyama kitapları, dergileri varsa iki katına çıkıyor; üzerine bir de oyunu da çıkarsa filmle artık bütünleşiyorsun. Bir de ufak birisi olunca bunların hepsine x10 heyecan ekleyin. Yıl 90'lar olunca x2 daha diyelim. Çünkü çok az şeyden etkileşim alınan bir dönemde biz bizeyiz. Hayat yavaş, ama en ufak şey bile keyif veriyor.


Lise sonrası, 2000’lerde gitmenin de anlamı vardı. AVM olmayan sinemalar, ritüelin ve sosyalleşmenin farklı türünü oluşturuyordu. Sinema ve sonrası yapılan aktiviteler, bütün film izleme deneyiminin içindeydi. Film sıkıcı bile olsa, yanında özel birisi varsa ona odaklandığından filmin sıkıcı, olup olmaması çok önemli olmuyordu.

Festivaller belli bir niş kitle için güzel bir toplanma bahanesi oluyordu. Festivaldeki bütün filmleri izlemek için satışlar açılır açılmaz, uzuuun kuyruklarda bekleyecek kadar sinemaya ve festivallere tapmadım; ama festivaldeki bütün filmlerin kaliteli olduğunu ve tamamen zevk alacağımı bilseydim kuyruğa ben çadırımla gelirdim. Bu filmler yıl boyunca art house olarak belirli yerlerde gösterilecek olan filmler zaten. Ne gereği var ki?

Önemli filmleri aldıktan sonra festivalde tanıdıklara rastlamak, üst üste film izlemek, entelektüel bir faaliyetin içinde bulunma hissi, festival için ayrılan zaman ve ritüeller hoştu. Ancak ne film yapımcıları bir başka art house çekecek parayı ve imkanı bulabiliyordu ne de sürekli artan sinema deneyimi masraflarına ayıracak para vardı izleyicide.


"Torrent, hdfilmcehennemi, 480p film izle vb." ile paralel olarak giden bu film izleme ritüelinden çekiliş, yerini Türk kapalı gişelerine bıraktı. Yani tek atışımız vardı. Ya Şahan Gökbakar, Şafak Sezer, Yılmaz Erdoğan, Cem yılmaz filmleri ya da Warnerbos, DC/Marvel Filmleri.

Tüm bu gelişmelere parelel olarak Nuri Bilge Ceylan’ın (NBC) Cannes başarıları, filmini diğer ülkelere pazarlayabilmesi, entelektüel çevrelerde sık sık adının geçmesi... Hatta parodileri yapılarak popüler kültürle buluşan NBC ön plana çıkınca, art house (sanat filmi diyelim) film yapımcıları tarafından NBC filmlerinin replikaları gibi filmler yapılmaya başlandı. Bazıları küçük ölçekte öğrenci yapımlarıyken, bazıları büyük ölçekte, büyük stüdyo ve oyuncularla yapılan filmlerdi. Taşıma suyla değirmen dönmeyeceği için NBC değil ama NBC akımı da bir süre sonra sona erdi. (Taklitler aslını yaşatır). Çünkü sinema; eski, hantal, kolektif, acımasız, yorucu ve riskli bir uğraştı. Hala da öyle. (Evet iPad ile de film çekersin ama hala mekan, kostüm, dekor, oyunculuk, yeme-içme masrafları, lojistik, bürokrasi, sesçiler, ışıkçılar vb. bir sürü masraf var).


Dijital kayıt ve düzenleme teknolojilerinin ilerlemesi ve ucuzlaması, kullanımı tabana yaydı. Vine videolarında 5-10 saniyede, insanlar bir hikaye anlatıyordu. YouTube videolarının içerikleri neredeyse profesyonel yapımlar gibi olmaya başladı. İnsanlar bir başkasının hikayesini izlemek için sırasıyla Televizyon, Torrent, Korsan sinema izleme sitelerini veya sinemaya gitmeyi yük olarak görmeye başladı. Netflix ve diğer platformlar gelince artık izleyici evinde masrafsız “iyi” şeyler izlemeye başladı. Sonra pandemi geldi ve sinema deneyimi artık yılda bir-kaç blockbuster için deneyimlenecek niş bir eğlence halini aldı.


Bunun ötesinde sinemaya gitmek bir yana, film izlemek eskisinden daha yorucu bir hale geldi. Sahi eğlence için yapılan bir şey sıkıcı geliyorsa... O zaman? Evet, o zaman film izleme, tüketme ihtiyacı hissetmiyorsun. Eskiden hiç sevmeyeceğin ve gerçekten de berbat olan bir film için bir sürü zaman, efor, para verirken; şimdi, oldukça başarılı bir filmi izlemek istemiyorsun. Filmin hazırlanış evreleri, karakterleri tanımak, hikayeyi anlamaya çalışmak zihinde büyük bir yük yaratıyor.


YouTube tarafından, içerikleri hızlı bir şekilde izlettirmek adına, izlenenlere x1, x2, x3… hızlandırma özellikleri eklenmesi, amatör video hazırlayanların anlatacakları konunun ilgi çekici/işe yarayan yerlerini görmek açısından kullanıcı deneyimine seviye atlattı.


Uzun bir süre sonra bu özellik normal hayatımızda iletişim kurduğumuz insanların ses kayıtlarını hızlıca dinlemek için x2, x4 çarpanlı hızlarla ilerletilmiş bir hale geldi.


Teknoloji, kullanıcıların talepleri ve deneyimleri üzerine büyür. Toplumda hareketin, hızlı olmanın önemli olduğu durumlarda böyle özelliklerin hayatımıza eklenmesi şaşırtıcı değil. Sadece kafamı yorduğum şey, toplumun tamamen ADHD, DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) semptomları yaşıyor oluşu. Normalde bu rahatsızlık ya da biyolojik/psikolojik fenomen, belli kişilerde genetik olarak, karakter yapısına işlenmiş olarak tanımlanır. Yerinde duramama, çabuk sıkılma, tatminsizlik, aşırı tepkisel durumlar gibi semptomları oluşturur.

Time dergisi Microsoft tarafından yapılan bir araştırmayı aktarırken; çalışmanın, insanların ilgi/odak noktalarının azaldığı ile ilgili makelenin anahtar noktalarını koyalım:
Kanada'daki araştırmacılar 2.000 katılımcıyla anket yaptı ve elektroensefalogramları (EEG'ler) kullanarak 112 kişinin beyin aktivitesini inceledi. Microsoft, 2000 yılından bu yana (veya mobil devrimin başladığı zaman) ortalama dikkat süresinin 12 saniyeden sekiz saniyeye düştüğünü buldu.
Raporda, "Ağır çoklu ekranlar, alakasız uyaranları filtrelemeyi zor buluyor - birden fazla medya akışı tarafından dikkatleri daha kolay dağılıyor" dedi.
Microsoft, değişikliklerin beynin zaman içinde kendini uyarlama ve değiştirme yeteneğinin bir sonucu olduğunu ve daha zayıf bir dikkat süresinin mobil bir İnternet'e geçmenin bir yan etkisi olabileceğini teorileştirdi.
Anket ayrıca, mobil kullanım için nesiller arası farklılıkları da doğruladı; örneğin, 18-24 yaş arası kişilerin %77'si, "Dikkatimi çeken hiçbir şey olmadığında ilk yaptığım şey telefonuma uzanmak" sorulduğunda "evet" yanıtını verirken, 65 yaşın üzerindekilerin yalnızca %10'u bu orana "evet" demektedir.

Kaynak: https://time.com/3858309/attention-spans-goldfish/


Sosyolojik olarak bizi sabırsız yapan, her şeyden çabuk sıkan, tatminsizlik yaratan şeyin; her şeyi hıza bağlamanın, teknolojinin ve otomasyonun hayatımıza olan etkisi olduğu yorumunu yapabilirim. Hayatta bir çok şey yapabilecekken neden kasiyerin sırasında 2 dakikadan fazla bekleyeyimden, yavaş yavaş bu filmi izleyene kadar başka şeyler yaparıma… Mesala reels izlemek, instagramdaki ilginç videoları izlemek daha iyi olur gibi düşünüyorsun.


Herkes gibi ben de yeni bir film izlerken çok zorlanıyorum. Eğlenmek için, eskiden sevdiğim filmleri tekrar izliyorum. Ancak özenilmiş bir filmi ve iyi hazırlanmış 20 dakikalık komik/ilginç YouTube videosunu izlediğimizde aynı hazzı aldığımızı düşünsek de film ve daha derin olarak kitap okumanın, hazzın yanında tatmin olma duygusunu da pekiştirdiğini düşünüyorum. Çok aç olduğumuzda yediğimiz lezzetli bir fastfood ile ambiyansı harika bir etkinlik için toplanılmış mükemmel bir yemeği yemek gibi aradaki fark. Birisinin hazzı kolay ve kısa zamanda alınıyor. Diğer tarafta ise komple bir deneyimle tatmin olma duygusunu elde ediyoruz.


Elde bilimsel araştırma olmadan, alan da psikoloji olmadan, işkembe-i kübradan sallamak kolay ve etik dışı gelebilir; ama bu nasıl açıklanabilir ki? Veya böyle bir araştırma yapılabilir mi? Mesala çok fazla güldüğünüz, eğlendiğiniz günün sonunda ve bir yerlerinde neden aşırı kötü ve tatminsizlik içinde kalıyorsunuz? Her şey çok saman alevi gibi yaşandığından olabilir mi? İnsan bir mekanizma. Yıllardan beri dış etmenlere ve insan etkileşimine göre biyolojik ve psikolojik olarak etkileniyor. Şu an geldiğimiz nokta belki belli bir kuşak sonrası için standart haline gelecek ve onlar tamamen tatmin olma hissini yaşayacaklar.


Yine de bilimsel açıdan gidelim, buradaki çalışmada sinemanın başlangıcından, günümüze film sürelerinin lineer şekilde arttığını güzel bir yöntemle sunmuşlar: https://towardsdatascience.com/are-new-movies-longer-than-they-were-10hh20-50-year-ago-a35356b2ca5b


Türkiye'deki film sektörünün içinde olan bitenler, sinema salonlarının tekelleşmesi ile ilgili 2016 yapımı güzel bir belgesel var.

Sadece Türkiye’de değil. Doomer kültürü tüm dünyada ve genç kuşakta da tasvirlenirken “hayatın tüm katmanlarını tatmış ama bunun çöküntüsü içinde olmak” olarak nitelendiriliyor.


Geçmişle ilgili fantezilerde, “ah o eski günler” dediğimizde, o eski günlerin değeriyle şu anki hızla hareket eden otomasyonun ve insanların yaratamadığı tatmin duygusunu mu kıyaslıyoruz acaba?


Bu arada tatmin olmak için doğalgazsız, sıcak susuz, hijyensiz, kıtlığı bol dönemlere gitmenin anlamı yok. Bu tür problemler üzerine insanlık çabaladı ve bu lüksler şimdinin temel ihtiyaçlarına döndü. (Ki ben bu yazıyı yazarken, gelecek olan kıtlık, savaş vb. ile ilgili makaleler yayımlanıyor).


Şimdi film izlemeyi bir kenara bırakalım. Kitaplığımıza ve kitaplarımıza bir bakalım? Yoo yoo, gibi içten bir ses geliyor değil mi? Bunu yazarken işi yazarlık olan, akademisyen olan niş kesimi bir kenara bırakıyorum. Şeytanın avukatlığını yapabileceğim zamanlar oldu. Şimdi bu siteyi açarak, yazı yazmanın bile saçma geldiği zamanlardan; tam tersi, film izleyebildiğim, kitap okuyabildiğim ve yazabildiğim duruma evrildim. Bunun nedeni, bu hızlı tüketimin bir türlü tatmin edemeyişi histerisini yaşıyor olmam olabilir.


Konfor bölgesi denilen durum, sahip olduğumuz ve alışkanlıklarımız olarak betimleniyor. Genelde yeni bir iş, uzak diyarlara gitme, sosyal ağı geliştirme durumunu sağlamak adına bunun propagandası yapılıyor. Aslında konfor alanı, bizi rahatsız eden alan aynı zamanda. İnsan adaptif bir canlı, bir şeye alışınca motivasyonunu yitiriyor. Çoğunlukla. Çünkü, annemin seneler boyunca aynı örüntü içinde yaşadığını görünce tamamen yanıldığımı düşünüyorum. Yemek yaparken, ütü yaparken, temizlik yaparken, yemek yerken hiçbir şekilde telefonuna bakmıyor, TV izlemiyor ya da müzik dinlemiyor. Salonda saatlerce dizi izliyor. Televizyonu kapatıp yatağına gidip uyuyor.


Doomer jenerasyonun hayatı daha kompleks. Her eylemde bir başka etkileşim içinde olmak gerekiyor. Müzik dinlemek, podcast dinlemek, dizi & film oynatmak arka planda vb. Hatta “Second screen” olarak bir şey izlerken bile telefonla uğraşmak.


Uyuma eylemi her türlü uyarıcıyı kenara bırakıp, yatağa kafayı koyup kendi başımızla kalmakla sonuçlanmıyor. Çünkü kendimizle de konuşacak kadar konforsuz hissetmek istemiyoruz. Bir sürü dert var çünkü.


Sürekli kusursuz müzik, film, görsel, sanat yapımlarını sadece rutin işleri yaparken tüketmek belki de bizi hiçbir şeye karşı o kadar şaşırtmıyor artık. Belli sosyolojik gruplarda fandom (hayran kültürü) devam ediyor tabii ki. Koreli müzik gruplarının tutkularına bakın mesela.


Genellikle filmler gerçeğin kendisine yaklaştığında keyifsiz bir hal alırken, fantastik ve bir sürü arzunun yer aldığı büyük bütçeli yapımlar ilgi çekiyor. Aslında sinemanın ilk çıktığı yıllara baktığımızda orijinal olarak fantastik, gerçek dışı janralar sinema sanatının temelini oluştururken; hayatı birebir kopyalayabilen yönetmenlere saygı duymanın ötesinde sinemanın normu buymuş gibi en prestijli ödüllerin bu tarz filmlere gitmesinde de haksızlık var gibi görüyorum. Korku filmleri, komedi filmleri ve fantastik filmler iyi yapıldığında drama filmleri kadar ödüllendirilmeliler. “Gişe başarısından kendilerine pay alıyorlar zaten bir de ödül mü vereceğiz?” denenebilir ama sinema sektörünün temeli eğlencedir. Eğlence endüstrisidir. Bu endüstride başarılı olmuş filmler, sinemanın varoluş ve var olma amacına destek verir. 4-5 tane kapalı gişe yönetmeninin bütün sinemayı domine etmesi karşılığında bütün prestijli ödüllerin de sanat filmlerine gitmesi gibi bir karşıtlık sürdürülebilir değil. Orta yol, organik bir şekilde bulunamadı.


Sinemaya gitme ritüeli belki öldü ama filmler ve film izlemenin kıymeti hala sürüyor. Sadece film yapımcıları çoktan konfor alanlarının dışlarına çıktılar ve değişen izleme alışkanlıklarına ve platformlara göre yapımlar yapıyorlar ya da planlıyorlar. Çok sancılı ama yaratıcı bir dönem içindeyiz. Her ne olursa olsun klasik biçim ve anlatı yapısına sahip filmlere de şans vermek lazım.


Benim şans verdiğim ve gerçekten beğendiğim modern filmler:

Druk https://www.imdb.com/title/tt10288566/

Never Rarely Sometimes Always

https://www.imdb.com/title/tt7772582/?ref_=ttls_li_tt

The French Dispatch

https://www.imdb.com/title/tt8847712/?ref_=ttls_li_tt

Leto (Yaz)

https://www.imdb.com/title/tt7342838/?ref_=adv_li_tt

Farewell Amor

https://mubi.com/tr/films/farewell-amor

Everything Everywhere All at Once

https://www.imdb.com/title/tt6710474/

Borat Subsequent Moviefilm: Delivery of Prodigious Bribe to American Regime for Make Benefit Once Glorious Nation of Kazakhstan :) Borat 2 kısaca.

https://www.imdb.com/title/tt13143964/





172 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page