top of page

The Crown (Dizi) 2016

Güncelleme tarihi: 10 Kas 2022

Malumumuz, Kraliçe II. Elizabeth geçen ay öldü. 2022 yılında hala asırlar evvelki geleneğe göre cenaze töreni yapılışını naklen izlerken, o ana kadar hiç merak etmediğim kraliyet ailesini araştırmaya karar verdim.

8 Eylül II.Elizabeth Ölümü
İngiltere’nin en uzun süre tahtta kalan hükümdarı Kraliçe 2. Elizabeth 96 yaşında öldü. 2. Elizabeth 70 yıldır tahttaydı.

İngiltere’de yaşarken ne oradaki akrabalarımın ne de İngilizlerin, kraliçe ve kraliyet ailesi hakkında konuştuğuna şahit oldum. Ancak turistler için satılan hatıra eşyalarına rağbet çoktu. PR (halkla ilişkiler) sembolünden başka bir şey değil gibi gözüküyordu. Belki son yüzyıldan bugüne gerçekten de öyle olabilir. The Crown, taçlı kraliçenin bile taçsız kraliçe gibi işlevsiz olabileceğini gösteren; değişen dünyada kraliyet ailesinin, eriyen gücünün fotoğrafını çeken hoş bir dizi. Çöken bir imparatorluğun, hediyelik eşyalarda şanının devam edişine kadar uzun bir zamanda geçiyor dizi.

Londra Kraliyet Hediye Eşyaları

Daha önce II.Elizabeth’in de büyük büyük babaannesi olan, uzun yıllar saltanat sürmüş ve hanedanlığın en önemli figürlerinden biri olan kraliçe Victoria hakkında aynı adlı bir diziyi izlemiştim. Dizi, sadece o zamanki kuzeni/eşi Alman asıllı Albert ile tanışması ve evliliği üzerine hikaye anlatımının kurulduğu karton bir diziydi. Masa oyunları üzerinden betimlersek, Victoria dizisi TABU, The Crown, scrabble, House of Cards, satranç oynamak gibi.

The Crown Dizi Ne Hakkında

Neden böyle bir zorluk derecesi ile örnek verdim? Çünkü kraliyet ailesinde büyük olaylar yok. Evet skandallar, ülke içindeki krizler dramatik unsura malzeme olabilir ama sonuçta dışarıya duygusunu yansıt(a)mayan bir aileden bahsediyoruz. Bu arada tarihi figürleri ve olayları bilmeden diziden %100 zevk almanın imkânsız olacağını düşünüyorum. Dizi bazı yerlerde kraliyet ailesinin protokollerini seyirciye bilgi olarak verebiliyor. Ancak bu yine de izle & geç dizilerin izlenebilirliği seviyesinde değil.


Bir örnek olarak, dizide Elizabeth’in babaannesi ölüm yatağındayken ona bakan hemşire ile bir diyalog geçiyor.


-Kraliçe geldi hanfendi.

+Hangi kraliçe?

-Genç olan.

+Ha “The queen” (asıl yani II.Elizabeth)

-Valla bilmiyorum çok kraliçe var.


Evet. Aslında durum o kadar karışık değil. Hanedanlık, tahttaki kraliçe ve kralın, cinsiyet gözetmeksizin doğan ilk çocuğuna geçiyor. Buradaki karışıklık, kral ve kraliçenin evlendiği kişilere de kraliçe denmesi. Erkeklere kral denmiyor. Prens olarak kalıyorlar.

Ben izledim Crown Dizisi Gurur Sönmez

Geçtiğimiz günlerde ölen Kraliçe II.Elizabeth'in oğlu 74 yaşında kral oldu bildiğimiz gibi. Hanedanlık ilk doğan çocuğa geçiyordu. Yani bir sonraki kral, oğlu William olacak. Peki diğer oğlu Henry? Henry, taht konusunda çok gerilerde. Hanedanlık çocuklara geçtiği için, William ölene kadar ne kadar çocuk yaparsa öz kardeşinin o kadar önünde taht varisi olacak. Ancak çocukları olmasaydı William öldüğünde Henry, kral olabilecekti.


The Crown dizisi de bir istisna olarak krallığın kardeşten, kardeşe geçmesiyle başlıyor. II. Elizabeth’in babası Kral George’u biz King Speech filminden biliyoruz. Kekeme, utangaç, sigara bağımlısı olarak betimlenmiş.


II.Elizabeth'in babasının kekeme ve utangaç olmasından dolayı aşırı derecede sigara tüketiminin sonucu olarak akciğerinin ilk önce yarısının ameliyatla alınması ve diğer ciğerdeki kalan tümörün de kralı hızla öldürdüğünü görüyoruz. Dizide de bu sahneler birebir işlenmiş. Fakat olayın bir başka kısmı var.

HighGroove House Kraliçe Elizabeth ve oğlu Charles. Galler Prensi

Elizabeth’in babası aslında 2. en büyük kardeş. Yani? Kralın abisi yaşıyorsa neden o veya çocukları kral olmuyor?


Burada ilk skandal başlıyor. Elizabeth’in amcası olan kral, Amerikalı dul bir aktrisle Anglikan kilisesine göre kabul edilemez bir evlilik yapıyor. Kraliyet de bu evliliği onaylamadığı için kralın karısına hanedanlıktan herhangi bir unvan vermiyor. Bunu saygısızlık olarak gören Kral istifasını veriyor. Radyoda aşk adına krallıktan vazgeçtiğini söylüyor. Ne romantik değil mi? Dizi de bize bunu gösteriyor uzun bir süre; ama tarihe baktığımızda, işler sadece onaylanmayan bir evlilik ve gurur meselesi üzerinden değil, kralın daha büyük bir skandalı yüzünden tahtı bırakmak zorunda kaldığını gösteriyor. Dizinin ilk sezonu “tabii diziyi şimdi o olaya bağlayacaklarsa adamın aşk uğruna krallığı bıraktığı üzerine dayatılan romantizmi göstermişlerdir” diye düşünürken II. sezonda çat diye büyük meseleyi ortaya çıkarıyor.

Senarist Peter Morgan şunu kabul ediyor: “Bazen doğruluktan (dizinin gerçeklikle olan ilişkisi) vazgeçmeniz gerekir, ancak gerçeği asla bırakmamalısınız.”

O büyük mesele de: Kralın, Hitler sempatizanı çıkması. Günümüze ulaşan fotoğraflarla da bu olayın gerçekliğini doğrulayabiliyoruz. Aslında meşhur kraliçe Victoria’nın eşi de Alman. Daha doğrusu orta çağdan bu yana Avrupa'da düzenin sağlanması için diğer ülkelerin prensleri, prensesleri birbiriyle evlendiğinden durum epey karışık. Dolayısıyla İngiltere kraliyet ailesinin 1914’e kadar karışık bir soyadı var. Bir sürü ırkın, kraliyetin seneler boyunca karışımıyla bu hale gelmiş. Ancak I. Dünya savaşında çalkalanan Avrupa’da, İngiltere Almanlık soyunu tamamen yok etmek için, kulağa daha fazla İngilizce gelen Windsor soyadını almış. Ama bu, ailede Almanların ve Alman sempatizanlarının olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hatta dizide de bu sempatizanlık işlenmiş durumda. “Aşk” yüzünden krallığı elinin tersiyle iten eski kralın annesi ve kardeşiyle Buckingham sarayında kendi aralarında yarı Almanca yarı İngilizce konuştuğunu görüyoruz. Kraliçe Victora’nın eşinin de İngilizce'yi sonradan öğrendiğini bildiğimizden Alman etkisi/milliyetçiliği bir anda ailenin içinden atılamıyor tabii.

Kraliyetten Feragat eden Kral, Dul eşi ve Hitler

Almanların II. Dünya savaşında kraliyet sarayını bombalayacak kadar İngiltere’ye büyük zarar verdiğini bildiğimizden; ailenin, Hitler ile işbirliği yaptığını bilmek hem halk hem de kraliyet nezdinde büyük skandal. II.Elizabeth'in amcası olan kralın, hem böyle kara bir geçmişi varken hem de dul bir kadınla evlenmesi ve çocuğunun da olmaması, tahtın bir sonraki kardeşe geçmesine neden oluyor. Bu kardeşin konuşma sorununa (kekemelik) özel harika bir film var: King Speech. Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.


II.Elizabeth’in babasının bir gün kral olacağı bile uzak ihtimalken, amcasının tahtı bırakmasıyla babası birden kral oluyor. Olmak zorunda kalıyor. Ancak hem utangaç hem de kekemelik sorunu olan bu kralın, kendini sakinleştirmek ve üzerindeki baskıyı, stresi azaltmak için çok fazla sigara tükettiği söyleniyor. Dizide de bu oldukça belirtilmiş.

The Crown Dizisi ve Sigara İçimi

Normalde çok nadir, sosyal ortamlarda tek tük sigara içen biri olarak, -evde hiç sigara içmememe rağmen- sigara içme isteği beni biraz gıdıkladı. Yine içmedim ama galiba sigara içiminin bu denli yoğun şekilde kullanıldığı ve sansürün olmadığı yıllarda sigara gösteriminin yasaklanma amacına hak veriyorum. Tabii gördüğümüz birçok şeye özenebiliriz her şeyin yasaklanması mı lazım denebilir; ama burada fizyolojik etkisi olan bir tüketimden bahsediyoruz. İzleyince, kralım ben lan demiyorsunuz ama gözünüz bir sigara paketine gidiyor.

II.Elizabeth gerçek ve dizideki hali

Dolayısıyla erken ölen babadan sonra, genç yaşta II. Elizabeth kraliçe (hükümdar) oluyor. Annesi Queen Mother (Anne Kraliçe diye çevirebiliriz sanırım) denilerek anılıyor. Babaannesi de yine aynı şekilde Kraliçe Mary oluyor. Dolayısıyla eş durumundan gelen kraliçe sıfatı işlevsiz olduğu için babaannesi, torununun önünde reverans yapıyor (saygıyla bacakları çapraz şekilde alçaltmak) orada işler değişiyor.

Netflix'in 'The Crown'u şimdiye kadar çekilmiş en iyi sigara karşıtı reklam olabilir.

Tabii Krallık/Kraliçe o dönemde de çok fonksiyonel değil. Bütün diplomatik işleri yine meclis ve başbakan yönetiyor. Anayasal monarşi orta çağın sonlarına doğru ortaya çıkan ve kraliyet hanedanlığının yavaşça yetkilerinin ve etkisinin azaldığı sürece giden bir yapı olduğundan, 1900’lü yılların başında ve ortasında kraliçe/kral olmanın anlamı da bulanıklaşıyor. Dizi, Winston Churchill gibi mükemmel renkli bir başbakanı çok iyi portre etmiş. Bence, Darkest Hour’da ortaya koyulan Churchill karakterinden daha başarılı bir canlandırma var dizide. Yüksek perdeden bağırarak konuşması hala kulağımda yankılanıyor. Oyunculuk mükemmel.

Winston Churchill ve Crown Dizisi Gerçek hali

Churchill karakteri muhafazakâr partinin başkanı ve ülkenin muhafazakâr yapısını temsil eden bir başbakanı olarak ön planda. Buradaki muhafazakarlık, kraliyetin meşruiyetini de muhafaza etmeyi kapsayan bir ideoloji. Kraliçeyi hazırlayana kadar başbakanlıktan istifa etmemesiyle, hastalıklarına ve yaşlılığına rağmen kendi PR’ını iyi yaparak (diziye göre) senelerce başbakanlık koltuğunda oturabiliyor.


The Crown dizisinin, House of Cards gibi güç oyunlarını, insan zaafiyetlerini, hırsı ve entrikanın gerçekliğini yansıtabildiğini düşünmüyorum. Bazı bölümlerde bu kompleks yapıya yaklaşsa da her bölüm aynı dinamiğe sahip değil. Dizinin temposu bu yüzden bana biraz ağır geliyor. Bazen sakız gibi bir konu uzadıkça uzuyor. (Prenses Margaret bölümleri başlı başına) Boş yere uzatılan bölümleri, kendi içindeki bir olayın çözümlenmesini beklerken “binge watching” denilen üst üste bölümleri izlediğinizi hissediyor ve sonrasında, geçen zamana pişman oluyorsunuz.

Pierce Morgan'ın Taç Dizisi Claire Foy

Yapımcı Pierce Morgan, sanat tasarımı konusunda gerçekten çok iyi iş çıkarmış. Türkiye’de yapılan tarihi dizilerin, tarihin gerçekliğiyle ne kadar örtüşüp örtüşmediği tarih profesörlerine sorulduğunda, tarihin gerçek unsurlarının kurmacayı yansıtmada başarısız olduğu ile ilgili röportajlar görüyoruz. Sadece Türk dizileri değil, global çapta tarihi arka plandan yola çıkan bütün dizi ve filmlerin anakronizm gibi maddi hatalardan, drama unsurlarını şişirmek için, olmayan kişi, durumları dizilere eklenmesini kanıksamışken; The Crown’un II. sezonunun sonuna geldiğim kadarıyla her bölümdeki olayların gerçek olaylara dayandığını ve araştırma ekibine çok danışılarak kostümlerden, mekanlara kadar her şeyin birebir tekrar üretilmesine hayran kalmamak elde değil. Karakterler yine dramatik unsurları belirginleştirmek için ekstra renklendirilmiş olabilir, ancak yine de genel özelliklerini gerçekten, gerçek hayattaki kişilik özelliklerinden alıyorlar. Ufak abartılar diyelim ki o kadar olsun.


The Crown, drama olmasına rağmen, 1900’lü yıllarda monarşi gibi çağ dışı kaldığı söylenen bir hükümdarlığın, nasıl zaman göre garip kaçtığını çok iyi, çok samimi bir şekilde ortaya koyuyor. Cumhuriyet tarzı yönetimler çoğunluk, Monarşi gibi yönetimler azınlık kaldığı için sadece Tanrı’ya hesap verecek kraliyet, başbakanlara, kabineye ve halka hesap vermek ve 1000 yıllık genelden taviz vermek zorunda kalıyor. Bunun nedeni çok basit. Bütün o ihtişam, saray, statü birden yok olabilir. İnsanların vergileri üzerinden kendine yaşam bulan hanedanlık, zoraki olarak zamana ayak uydurmak zorunda kalıyor ve ayak uydururken de debeleniyor. Bu debelenmeyi dizi çok klas bir şekilde anlatabiliyor.

Genç Elizabeth’in Commonwealth (İngiliz Milletler Topluluğu) olarak adlandırılan “gelişmemiş” ülkeler bir bir İngiltere’den bağımsızlığını ilan ederken, o toplulukları yine de kraliyet şemsiyesi altında sembolik de olsa tutmak için 6 ay boyunca uzun geziler yapıyor. Bu gezileri British Pathe’ın Youtube kanalından izleyebiliyoruz. İnsan ister istemez, kim takar o zamanda bile kraliçeyi diyor. Dizide bunlar da var. “Askeri üniformalar savaşta giyilir, sirkte çalışıyormuş gibi etkimizi yitirdiğimiz ülkelere seyir zevki vermek için gidiyoruz” diyen kraliyet mensuplarının diyaloglarına şahit oluyoruz.

Ezcümle, 1900’lü yılların tarihini iyi biliyorsanız, İngiltere tarihi, kraliyet ailesi ile ilgili yeterli bilginiz varsa The Crown çok zevkli bir dizi. Bu ön bilgilere sahip olduğumuzda bile yukarıda değindiğim gibi bazı bölümlerin gereksiz yere uzatılmış olduğunu söyleyeceğim. Ancak oyunculukların, sahne-sanat tasarımının mükemmel oluşturulduğu bu diziyi “aha tarihte şu da olmuştu bakalım dizide bunu nasıl işlemişler” diye merak edip hipnoz olmuş gibi üst üste bölümleri bitiriyorsunuz.


Bunları yazdığımda aşırı yoğun bir iş döneminde olduğum için ve dizinin zehrini bir kez aldığımdan boş kalabildiğim anda izleyebiliyorum. Hatta bir işi yaparken Türkçe dublaj açmak zorunda bile kalıyorum. Ben bu diziyi epey sevmişim ya. Öyle.


Gerçek vs Kurgu

Dizide geçen karakterlerin ve olayların yan yana getirildiği galeriyi buraya kopyalıyorum. Daha fazlasını orjinal içerikten* takip edebilirisniz. **

Crown, Kawame Nkrumah, 1961

Claire Foy, The Crown'un ilk iki sezonunda Kraliçe II. Elizabeth'i canlandırdı. Claire, kraliçenin aksanını mükemmelleştirmekten gerçek moda ve politik anları yansıtmaya kadar (1961'de bir kraliyet ziyareti sırasında Ganalı cumhurbaşkanı Kwame Nkrumah ile yapılan bu dans gibi), hükümdarın özünü zerafet ve güçle yakaladı.

İngiliz aktris en çok Favori ve Broadchurch Olivia Colman

Altın Küre kazananı Olivia Colman, 3. sezondan başlayarak Kraliçe II. Elizabeth'in beklenen rolünü devraldı ve bu, kraliçeyi 50'li yaşlarına kadar takip etti. İngiliz aktris en çok Favori ve Broadchurch filmlerindeki rolleriyle tanınıyor.

Oscar adayı Jonathan Pryce, Ağustos 2020'de The Crown'un 5. ve 6. sezonları için bir sonraki Prens Philip olarak ilan edildi. O, Imelda Staunton'un karşısında oynayacak ve muhtemelen 2000'lerin başlarında gerçekleşen olayları canlandıracak.

En çok Jesus Christ Superstar Live, House of Cards ve Rogue One: A Star Wars Story'deki rolleriyle tanınan Ben Daniels, dördüncü sezon boyunca Snowdon'un 1. Earl'ünü oynadı. Sezon 3, onunla Prenses Margaret arasındaki karmaşık ilişkiyi izledi.

Elizabeth Debick,"Prenses Di" rolünü üstleniyor. Kraliyet takipçilerinin zaten bildiği gibi, bu hikaye Prenses Diana ve Prens Charles'ın boşanmasını ve trajik ölümünü takip edecek.


The Crown'un 4. Sezonu, Kraliçe Elizabeth'in yaşamının derinliklerine indi ve Elizabeth'in oğlu Prens Charles ile Prenses Diana arasındaki çok incelenen ilişkiye odaklandı ve Netflix'in Lady Di'yi oynaması için yeni gelen Emma Corrin'i seçmesiyle

The Crown'un 4. Sezonu, Kraliçe Elizabeth'in yaşamının derinliklerine indi ve Elizabeth'in oğlu Prens Charles ile Prenses Diana arasındaki çok incelenen ilişkiye odaklandı ve Netflix'in Lady Di'yi oynaması için yeni gelen Emma Corrin'i seçmesiyle. Emma, rol hakkında şunları söyledi: “Prenses Diana bir ikondu ve onun dünya üzerindeki etkisi derin ve ilham verici olmaya devam ediyor. Onu Peter Morgan'ın yazıları aracılığıyla keşfetmek en istisnai fırsat ve onun hakkını vermeye çalışacağım."

Kraliçe Elizabeth'in tek kardeşi Prenses Margaret, daha eğlenceli ve özgür ruhlu kraliyet olarak biliniyordu. 22 yaşındayken, kendisinden 16 yaş büyük, boşanmış bir adam olan babasının yardımcısı Grup Kaptanı Peter Townsend'e skandal bir şekilde aşık oldu. Onların romantizmi kraliyet ailesi içinde kaşlarını çattı ve çok baskıdan sonra ilişkilerini sonlandırdı. Vanessa Kirby, Helena Bonham Carter 3. sezonda üstlenmeden önce rolü oynamıştı.

Kral Edward VIII, iki kez boşanmış Amerikalı sosyetik Wallis Simpson

Kral Edward VIII, iki kez boşanmış Amerikalı sosyetik Wallis Simpson'a evlenme teklif ettikten sonra monarşiyi neredeyse yok etmesiyle tanınır. Yaşayan iki tane eski kocası olan bir kadınla evlenme kararı İngiltere'de anayasal bir kriz yaratacaktı, bu yüzden Edward Simpson'la evlenmek için tahttan vazgeçti. Çift daha sonra Fransa'da sürgüne gitti ve hayatlarının geri kalanının çoğunu orada geçirdiler.

Başbakan Winston Churchill'i oynamak için Amerikalı bir aktör seçmek ilginç ve zor bir seçim olsa da (aksan açısında). Ancak Lithgow

Britanya'nın en unutulmaz devlet adamı Başbakan Winston Churchill'i oynamak için Amerikalı bir aktör seçmek ilginç ve zor bir seçim olsa da (aksan açısında). Ancak Lithgow, görevdeki son yıllarında İngiliz bulldogunun büyüleyici performansını sergiliyor.

Kral VI.George kesinlikle kral olmamalıydı. Erkek kardeşi Edward VIII,

Kral VI. George kesinlikle kral olmamalıydı. Erkek kardeşi Edward VIII, Amerikalı sosyetik Wallis Simpson ile evlenmek için tahttan feragat edene kadar tahtın kaderiydi. George'un ünlü bir kekemeliği vardı ve topluluk önünde konuşmaktan çok korkuyordu; ancak sonunda konuşma terapisti ve arkadaşı Lionel Logue'un yardımıyla bunun üstesinden geldi.

Camilla Shand (daha sonraki adıyla Parker-Bowles),  Diana'nın ünlü TV röportajında "evlilikte üç kişiyiz

Camilla Shand (daha sonraki adıyla Parker-Bowles), Diana'nın ünlü TV röportajında "evlilikte üç kişiyiz" dediği kadın -şu anki queen consort-, 3. sezonda İngiliz oyuncu Emerald Fennell tarafından canlandırıldı. Killing Eve ve Promising Young Woman filmlerinin yönetmenliği ile Oscar'a aday oldu.

Kraliçe Elizabeth, televizyonda yayınlanan ilk Noel konuşmasını 1957'de yaptı.

Margaret Thatcher'ı, ünlü aktris Gillian Anderson'ı canlandırıyor.

Dördüncü sezon, İngiltere'nin ilk kadın başbakanı Margaret Thatcher'ı, ünlü aktris Gillian Anderson'ı canlandırıyor.

The Crown ve The Queens Coronation (Alex Bailey/PA)

The Crown ve The Queens Coronation (Alex Bailey/PA)


1953'te henüz 27 yaşında olan Kraliçe, babası Kral VI. George'un ölümünün ardından taç giydi. Gerçek hayatta olduğu gibi, The Crown, hizmetin doğru olması ve ilhama çok benzeyen kıyafetlerle taç giyme törenini gerçekleştirmeyi başardı. Başpiskoposun Kraliçe'yi taç giydiğinde sözlerini unutması da dahil olmak üzere bazı noktalarda dramatize edilmiş olsa da, hepimiz biraz gerilimi seviyoruz, bu yüzden onları kim suçlayabilir.


Eleştiriler ve etik tutum.


The Crown kurmaca bir dizi. Dolayısıyla gerçekleri olduğu gibi tekrar oluşturmak zorunda değil. Böyle bir zorunluluk belgesellerde olur. Ki belgesellerde bile gerçekliğin ne denli yansıtıldığı, ne denli “ilgi çekmek adına” gerçeğin sınırlarının zorlandığı tartışma konusudur. Dizinin ilk iki sezonu kraliçe ve kraliyet ailesi tarafından izlenip bazı olayların aşırı dramatize edildiği konusunda geri dönüşlerinin olduğunu biliyoruz. Ancak 3. ve 4. sezonlarda kraliyet ailesinin ve yetkililerinin tepki gösterdiğini biliyoruz. Kraliyet yetkililerinin, Netflix’e, dizinin kurmaca olduğunu ve olayların, gerçekleri yansıtmadığı ile ilgili bir istek gönderdiğini ancak Netflix tarafından bunun reddedildiğini de biliyoruz. The Guardian***’daki yazıda, gerçek hayatta olmayan ve kraliyet ailesindeki kişileri küçük düşüren ya da olmamış olayların, gerçeklerin arasına sıkıştırılarak izleyicide “bu izlediklerimin hepsi gerçek olmalı” algısı yarattığı ile ilgili eleştiri yazısında şu olayların gerçekten yaşanmadığı vurgulanmış:


1. Lord Mountbatten, ölümünden bir gün önce Prens Charles'a bir mektup yazması.


2. Kraliyet ailesi, Balmoral'ı ziyaret eden Margaret Thatcher'ı küçük düşürmek için protokol tuzakları kurması.


3. Prenses Margaret, reverans yapamadığı için Prenses Diana ile alay etti.


4. Prens Charles, evliliğinin ilk yıllarında Camilla Parker Bowles'ı her gün aradı.


5. Prenses Diana, Avustralya ziyareti sırasında sinir krizi geçirdi ve planlarını değiştirmeye zorladı.


6. Prenses Margaret, monarşiyi utandırmaktan kaçınmak için “devlet akıl hastanesine” yerleştirilen Kraliçe'nin iki kuzenini ziyaret etti.


7. Kraliçe, Thatcher hakkındaki görüşünü “ilgisiz” olarak sızdırmaktan sorumluydu.


8. Kraliçe, Trooping the Colour için defalarca yanlış giyinmiş olarak gösterildi.


Yazı: Gurur Sönmez

Mail: gurursonmez@gmail.com



Kaynaklar

* https://www.cosmopolitan.com/entertainment/tv/g14506480/the-crown-real-life-characters- photos/?slide=16


*** https://www.theguardian.com/commentisfree/2020/nov/16/the-crown-fake-history-news-tv-series-royal-family-artistic-licence

839 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page